Yalnızca 19. yüzyıl Rus edebiyatının değil, dünya edebiyatının en büyük yazarlarından Dostoyevski'nin 27 yaşında yazdığı Beyaz Geceler, gazetede yayınlanmak üzere tasarlayarak kaleme aldığı, saf, sade, sevecen, sıcacık ve fazlasıyla melodramatik bir uzun öyküsüdür.
Öykünün konusu, Dostoyevski’nin hayalperest diye tanımladığı ve kendisine bir isim vermeyi dahi fazla bulduğu 26 yaşındaki sefil bir adam ile 17 yaşında güzel, cahil ve fakat her zaman olduğunun aksine, -cehaleti ve güzelliğine rağmen- merhametli Nastenka arasında geçen ve 4 beyaz gece içerisinde doğup gelişen ve neticeye bağlanan acı bir aşk hikâyesidir.
Dostoyevski'nin diğer realist ve karamsar eserlerine göre oldukça farklı olan hikâye, romantik unsurlar barındırır ve coşkulu bir ruh halini yansıtır.Yazarın "hayalperest" tanımlaması ilginçtir. "Hayalperest" sıfatı kitapta aşkını, duygularını, hayatını hayallerinde yaşayan; toplumun dışına itilmiş insanlara yakıştırılmıştır. Kitapta aşkın insanlar için ne kadar önemli olduğu, hayattan ve insanlardan tamamen kopmuş birini bile tekrardan canlandırdığı, aşık olunan kişiden kolay kolay vazgeçilemeyeceği, sevilen kişi sevene ne kadar acı çektirirse çektirsin ona karşı bir kin güdülemeyeceği anlatılır.
Orhan PAMUK, İletişim yayınlarından çıkan nüshası için yazdığı önsöze “yirmi yaşlarında hangi yalnız ve mutsuz erkek yıldızlı bir bahar gecesi şehrin sokaklarında yürürken bir köprübaşında gözyaşları döken bir genç kızı hayal etmez!” diye başlıyor. Fakat hikâyenin hazin sonunu gördükten sonra bu düşüncenin ne denli yersiz olduğu –en azından bu topraklar için- çıkıyor ortaya.
Dostoyevski kim bilir hangi mazoşist duygularla, 27 yaşındaki karmaşık ruhundan bir kahraman yaratmış ve tüm acımasızlığı ile yaklaşık 100 sayfa boyunca bu kahramana eziyet etmiştir.