Çünkü "Eşyada asıl olan mubah olmasıdır." Âyetin anlatımına göre mânevî kemal ve güzellikler gibi birey ve toplumun refah, sağlık, güvenlik ve esenliğine katkıda bulunacak her türlü maddi imkânlar da öncelikle müminlere yaraşır. Bu alanda geri olan bir toplum, Kur'an bakımından ideal bir toplum değildir…
["Böylece ikisini de ayartmış oldu" şeklindeki ifade, ilk günahı Âdem'e kadının işlettiği, dolayısıyla asıl suçlunun kadın olduğu şeklindeki yahudi ve hıristiyan inancını açıkça reddetmektedir (bilgi için bk. Bakara 2/36-37). Âdem ve eşinin, mahrem yerleri açılınca herhangi bir telkin altında kalmadan hemen örtmeye girişmeleri insanda hayâ duygusunun fıtrattan geldiğini, çıplaklığın doğal ahlâk duygusuna aykırı olduğunu kanıtlar.]
Âyette Kur'ân-ı Kerîm'in üç kavramla nitelendirildiği görülmektedir: Beyyine, hüdâ, rahmet. Kur'an, eşsiz edebî üstünlüğü ve yalnızca gerçeği, iyiyi ve güzeli dile getiren muhtevası itibariyle apaçık bir delil ve belge olduğu için beyyine, bu vasfıyla şaşmaz bir doğru yol rehberi olduğu için hüdâ (hidayet kaynağı), kendisine inanıp bağlanan kişi ve toplumlara sadece hayır ve saadet getirdiği için rahmettir
…
Sükût istiyorsak, yalnızlık.
Bir şeyi ilelebet istemiyoruz yani.
Aslında bir diğerine ihtiyaç duyurmayan bir his aradığımız.
Anlaşılmak için konuşmaya ihtiyaç bırakmayan bir sükût.
Yalnızlığı hiç istetmeyecek bir muhabbet.
Velhasıl 'yoldaşını bulamamanın' adıdır yalnızlık.
Yolunu güzelleştirecek her neyse, onu bulan ve bilen, yalnız değildir hiçbir zaman.