Fransız devriminin gelişim süreci ve sonrasında yaşananların, vahşetin, intikam duygusunun ve vatanseverliğin anlatıldığı edebi bir başyapıt. Okurken insanı geren, meraklandıran ve duygusal gelgitler yaşatan bir hikaye. Kontrolsüz güç, kimin eline geçerse geçsin her daim tehlikelidir. Okurken bunu daha iyi anlıyorsunuz.
Öncelikle Martin Eden’in azmine, hırsına, okuma ve öğrenme sevdasına, kendini geliştirmek için verdiği çabaya hayran kaldığımı söylemek isterim. Burjuva kesmine olan hayranlığı, onlar gibi olma isteği onu okumaya ve öğrenmeye yönelttiğinde aslında elit tabakanın gösterişçi ve içi boş insanlar olduklarını keşmetmesine ve zamanla onlardan tiksinmesine yol açmıştır. Hedefine ulaştığında ise insanlardan uzaklaşmış ve duyarsızlaşmıştır.
Tam da rahata kavuştuğunu düşündüğümüz zamanda da onun herşeyden vazgeçişine tanıklık etmek durumunda kalıyoruz.
Geçen yaz Budapeş’tede sokak aralarında dolaşırken tesadüfen görmüştüm heykellerini. Sanki halen yaşıyorlar gibi…Çok etkileyici ve dramatik bir hikaye. Öykü kahramanları çocuk olmasına rağmen yetişkinlerin dünyasında yaşanan hayal kırıklıkları, çatışmalar ve dostluğu keni küçük ve yoksul dünyalarında yaşamaları okuyucuyu derinden etkiliyor. Kitabı göz yaşımı tutamadan bitirdim. Henüz okumayan herkese tavsiye ederim.
Yolları Marmaris’te kesişen, farklı hayatlara sahip iki kadının hikayesi. Yalın ve akıcı bir dille yazılmış. Güçlü kadın hikayelerini her zaman sevmişimdir. Umut dolu bu öyküyü severek okudum.
Türk edebiyatının bence en iyi romanlarından biri. Dili okuyucuyu zorlasa da olay örgüsü öylesine başarılı ki, insanı öykünün içine çekiyor.
Halit Ayarcı ve Hayri İrdal birbirinin zıttı iki karakter. Roman bu iki adamın yalanlar, ve insanlar üzerindeki ikna güçleri ile kurdukları bir müessesenin gelişimi ile ilgili. Toplumun ve bürokrasinin işleyişi üzerine ironik bir anlatıma sahip. Mutlaka okunmalı.