Tanrı'nın gerekli olduğunu, var olması gerektiğini sezer. Ama var olmadığını ve var olamayacağını bilir. "Bunun kendimizi öldürmemiz için yeterli bir neden olduğunu nasıl anlamıyorsun?" diye haykırır.
"Her şeye izin vardır," diye haykırır İvan Karamazov. Bunda da uyumsuz kokusu vardır. Ama sıradan anlamda anlamamak koşuluyla. İyi anlaşıldı mı bilmem: bir kurtuluş ve sevinç çığlığı değil, acı bir gözlem söz konusu. Yaşama anlamını verecek bir tanrı inancı ceza görmeden kötülük etme gücünden çok daha çekici. Seçmek güç olmazdı. Ama seçme yoktur acılık da o zaman başlar.
Toplumsal eşitsizliklere ilişkin körlük, tüm eşitsizlikleri ve özellikle de tedrisi başarıyla ilgili olanları, doğal eşitsizlikler yani yetenek eşitsizlikleri olarak açıklamaya müsade eder hatta buna zorlar.
Öğrenci çevresine özgü ideolojik mutabakata büyük ölçüde iştirak eden kadınlar, üçte iki oranında "angaje" olduklarını ifade etmekte, olmayanlar ise bu hususta mazeret sunmaktadır. Ancak tüm söylemleri kadının görevlerine ilişkin daha geleneksel bir tanıma bağlılığı ele vermektedir. "Başkasına hizmet" in akılcı ve faydacı bir gerekçelendirmesi bu söylemde çok istisnai biçimde yer alır ve geleneksel etiğin kalıntısı olan kendini adama idealini yücelten metaforlar çokça bulunur.