Kuklabaz

Kuklabaz
@Numin
anitsayac.com "Yaşam, umutsuzluktan umut üretmektir."
Şık kurbanların neden olduğu en büyük sorun dikkati ger­çek kurbanlardan başka tarafa kaydırmalarıdır. Küçücük şeyler nedeniyle kendilerini kurban ilan edenlerin sayısı arttıkça, gerçekten kimlerin kur­ban olduğunu görmek de giderek zorlaşmaktadır.
Reklam
Ekşide ağlayan erkekler:)
Kendisini inciten değer yargısını kendi seçmiş olduğunu göremiyordu: Boy. Kadınların sadece boyu çekici buldukla­rını düşünüyordu. Ne yaparsa yapsın hiç şansı olmadığına inanıyordu. Bu değer yargısı seçimi insanı güçsüzleştirir. Bu adama ger­çekten boktan bir sorun yaratmıştı. (Onun bakış açısına göre) uzun boylu insanlarla dolu bir dünyada kısa boylu olmak. Flört hayatı için çok daha iyi değer yargıları benimseyebilirdi oysa. “Benimle ben olduğum için ilgilenen kadınlarla çıkmak istiyorum” başlamak için iyi bir nokta olabilirdi; dürüstlük ve kabul üzerine temellenen bir değer yargısı. Ama o bunla­rı seçmemişti. Muhtemelen değer yargılarını kendi seçtiğinin (ya da bunu yapabileceğinin) farkında değildi. Yine farkında olmadığı bir şey de şuydu: Sorununun kaynağı kendisiydi. Bu sorumluluğa rağmen yakınmaya devam ediyordu. Bar­mene, “Başka bir seçeneğim yok ki! ” diye sızlanıyordu. “Yapa­bileceğim hiçbir şey yok! Kadınlar boş ve yüzeysel yaratıklar ve asla benden hoşlanmazlar!” Evet, kendine acıyan, boktan değer yargıları olan sığ bir adamdan hoşlanmamak gerçekten de her kadının suçudur! Öyle değil mi?
Hayatın sadece gerçekten dikkat çekince ve büyük olunca değerli olduğunu düşünürseniz, (siz de dahil) insan nüfusunun çoğunluğunun değersiz olduğu­nu temelde kabul etmiş olursunuz. Bu düşünüş de kısa sürede hem kendiniz, hem de başkaları için tehlike arz etmeye başlar.
Bir de kendilerini fazlasıyla duygularıyla özdeşleştiren insanlar var. Onları hissetmiş olmaları her yaptıklarını haklı çıkartır. “Ah, arabanın ön camını kırdım, ama gerçekten çok öfkeliydim. Elimde değildi.” Ya da “Okulu bırakıp Alaska’ya gittim çünkü bunu yapmak bana doğru geldi.” İnsanı hizada tutacak mantık yürütme olmadan sadece duygusal sezgiler­le verilen kararlar hemen her zaman berbattır.
Değerler kültüründe çocuğun sahibi yaşamdır; çocuk yaşama aittir. Lübnanlı yazar Halil Cibran, bu konuda şunları söyler: Çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir. Onlar kendini özleyen Yaşamın oğulları ve kızlarıdır. Onlar sizin aracılığınızla gelirler ama sizden gelmezler. Sizinledirler ama size ait değildirler. Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi asla ver­meyin; çünkü onların kendi düşünceleri vardır. Onların bedenlerini eve koyun ama ruhlarını hapsetmeyin; çünkü onların canları, sizin rüyanızda dahi ziyaret edemeyeceğiniz yarının evinde oturmaktadır. Onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz, ama onları kendiniz gibi yap­maya uğraşmayın.