"İçimde, mor salkımlı bir ev var, Beşiktaş taraflarında idi. Çocukluğum o evde geçti, gittim aradım, bulamadım, yanmış… Onu yazacağım..." diyerek başlar kitabına Halide Edib. Bu, küçükken yaşadığı mor salkımlı evin kaybı değildir sadece; kitabın ilerleyen sayfalarında görülecek, kişilerin ve içine doğulan memleketin de kaybıdır aynı zamanda. Mor Salkımlı Ev, Osmanlı İmparatorluğu son döneminin siyasal ve sosyal yönlerini, halkın bu geçiş sürecinde yaşadığı doğu-batı ikiliğini Halide Edib'in gözünden anlatıyor. Yazarın sadece Türk modernleşmesi hakkındaki görüşleri değil milliyetçilik, feminizm, ideal eğitim sistemi gibi birçok farklı konuya ilişkin düşüncelerini de kitaptan öğrenmiş oluyoruz. Mor Salkımlı Ev'de Halide Edib, çocukluk yıllarından başlayarak 1917’ye kadar geçen sürede yaşadıklarını anlatır.Beşiktaş 'ta Mor salkımlı bir evde dünyaya gelen Halide, küçük yaşta annesini kaybeder. İçinde çok kısa bir süre yaşamasına rağmen belki de bu nedenle mor salkımlı ev kendisine annesini, çocukluğunu hatırlattığı için unutamamış ve onu yazmak istemiştir. Yazarın kendisiyle 'haminne' diye hitap ettiği anneannesi ve babası yakından alâkadar olmuşlardır. Babası Edib Bey, kızının eğitiminde İngiliz usulü bir terbiye modeli uygulamış ve kızını Amerikan kolejine yazdırmıştır ancak padişahın 'müslüman öğrencilerin hristiyan okullarda okuyamayacağı' emriyle okuldan alınır. Halide, eğitimine evde, değerli hocalardan aldığı özel derslerle devam eder. Rumca, Arapça, Fransızca öğrenir, piyano çalar, fikir ve düşünce anlamında da kendini geliştirerek çok yönlü bir insan olarak önemli yerlere gelmiştir. Halide Edip'in rol