"Tamam, sefalet ortadaydı; peki ya tek başınalık? "
Kısa olmasına rağmen uzun sohbetlere sebep olabilecek türden bir öykü. Bir çok açıdan yorumlanması mümkün. Üzerine düşünmek için vakit ayrılırsa oldukça verimli olacağını düşünüyorum. Sisteme karşı pasif direnişte olan Katip Bartleby' nin patronunun verdiği bir göreve " Yapmamayı tercih ederim. " diyerek reddetmesi ile hareketlenen öykü, Bartleby ile patronu arasındaki karmaşık ilişkiyi konu alıyor. Kafka'nın Dava ve Dönüşüm gibi eserlerine benzer kurgulardan hoşlanıyorsanız, bu öykü onların esin kaynağıdır.
SPOİLER
"İlk hissettiklerim, masumane bir hüzün ve en derinden merhamet duygusu idi; ancak Bartleby'nin kimsesizliği aklımda gitgide büyüdükçe, masumane hüzün yerini korkuya, derin merhamet ise tiksintiye bırakmıștı. Bir noktaya kadar acının düşüncesi ya da görüntüsünün bizdeki en insancıl duygulara dokunduğu; fakat aynı acının bazı özel durumlarda, o insancıl eşik aşıldığı zaman, bizi artık o derece etkilemediği ne kadar doğru ve aynı zamanda da korkunçtur, öyle değil mi? "
Zor bir dönemden geçen Bartleby, pasif direnişe geçtiğinde başlarda yardımcı olmaya çalışan patronu, bir noktadan sonra onu kendi haline bırakmıştır. Çünkü birşeye maruz kalma süresi uzadıkça onun normalleşmesi de o kadar hızlanır. İnsan ya bu; alışır, kabullenir. Ofiste duvara bakan camın önünde saatlerce dışarıyı izleyen Bartleby, hayatta fazla birşeye sahip değilken bile çok önemli bir şeye sahipti; reddetme gücüne yani kendi özgürlüğüne. Hapishaneye girdiğinde bunun da elinden alınmasına dayanamayıp hayattan tamamen kopmayı tercih etmiştir. Kitabın son sözüyle nokta koymak gerekirse;
Ah, Bartleby! Vah, insanlık!