türkçe çevirisi her ne kadar zor da olsa jean-jacques rousseau'nun sözlerinden çevirecek olursak toplumsal sözleşme, "sahip olduğumuz doğal düzeni bozmanın tam aksine, önceden sahip olabileceğimiz tüm eşitsizlikleri, bir birey ötekinden zekada veya güçte eksik kalsa dahi adil ve ahlaki bir eşitliği kabul etmek adına bir toplumun yasalar aracılığı ile bu eşitliği kurarak bir birlik oluşturmasıdır.".
"toplumsal anlaşmanın amacı, bu anlaşmayı yapanların korunmasıdır. amacı isteyen araçları da ister ve bu amaçlar birtakım tehlikelerden ve kayıplardan ayrı değildir. kendi yaşamını başkalarına zarar vererek korumak isteyen biri, gerektiğinde kendi yaşamını onlar için feda etmek zorundadır. yasa, kendisine tehlikeye atılman gerekiyor dediğinde yurttaş tehlikeyi hesap etme durumunda değildir ve hükümdar kendisine, vatan için ölmen gerekiyor dediğinde ölmesi gerekir yurttaşın; çünkü o zamana kadar güvenlik içinde yaşaması bu koşullarla mümkün olmuştur ve artık yaşamı sadece doğanın bir armağanı değil, devletin bazı koşullarla vermiş olduğu bir armağandır."
`jean-jacques rousseau`'nun "yaşama ve ölme hakkı" bölümünde yazdığı bu kısım iki açıdan ilginç. burada anlattığı yapı, yurttaştan beklediği teslimiyet ve sorgusuz sualsiz kabul etme zorunluluğu, o yıllarda batıda güçlenen akılcı modern devlet anlayışına ters düşüyor. bu mantığın benzerleri daha çok eski tip devlet anlayışında görülebilir. din temelli devletlerde ya da örneğin mısır gibi, iktidarın aynı zamanda tanrı veya yarı tanrı olarak görüldüğü sistemlerde vardır bu anlayış. bu paragrafın düşündürdüğü ikinci ilginç nokta ise, aslında akılcı modern devlet anlayışının da pek çok açıdan aşağı yukarı kadim mısır'daki devlet geleneğinin aynısı olduğunu ya da çok farklı olmadığını göstermesidir. bu paragrafı okuduğumda