kapitalist toplumlarda hayatının büyük kısmının kendi kontrolünün dışında olduğunu gören birey, güçsüzlük hissi olarak algıladığı özerklik eksikliğini telafi etmek için özel alana (aile ve tüketim) yoğunlaşıyor. Bu alandaki aşırı beklentilerin, hayal kırıklığına ve çaresizliğe yol açmasıyla, kısırdöngü kendini yeniden üretiyor. Bireyin çaresizliğinin kaynağı, anlamlı bir toplumsal varoluştan yoksun olması, yani sistemin bireyi ezip, deforme etmesidir. Oysa sorunun çözümünü sistemi değiştirmekte değil de, kendini değiştirmekte arayan birey, gittikçe kendi içine döner, kişisel gelişim kitapları, antidepresan ilaçlar ya da terapiden medet umar. Böylece tatmin olmayan ihtiyaçlar, toplumsal bir muhalefet geliştirme çabasına değil de tüketime havale edilir; sistemin bireyciliği körükleyerek kendini yeniden üretmesine dolaylı olarak katkıda bulunulur.