mısra

mısra
@Nymphaea
Umut mu ? Umut her zaman var. Umutsuzluk diye bir şey yok. Deniz Gezmiş
Kadının tüm zamanı ev işleri ve çocuk bakımıyla geçtiğine göre, onun bu işleri bir eziyet olarak değil de çok önemli faaliyetler (hatta kendini gerçekleştirme biçimi) olarak görmesi sağlanmalıydı. Bu sayede kadın, halinden hoşnut ve itaatkâr bir köleye dönüştürülebilirdi. Kadın için mutluluğun anahtarının “iyi bir aile” olduğu fikri reklamlar, Hollywood filmleri, vs. aracılığıyla sağduyunun parçası haline getirildi. Ne de olsa insanların hayatları artık iş ve aile yaşamı olarak ikiye bölünmüştü ve rekabetin alanı olan iş yaşamı, tanım gereği yorucu ve yabancılaştırıcı bir yerdi. Bu alanı erkeklere bırakıp, zengin bir erkekle evlenerek dışarıda çalışmak zorunda kalmadan, “evinin kadını” olma ayrıcalığını kazanmak, bir kadının erişebileceği en yüksek payeydi.
Sayfa 148 - Yordam Kitap
Reklam
Sermayedarlar, sınıf mücadelesinde aktif ve saldırgan taraf iken (çünkü kaybedecekleri çok şey var), işçiler ve işsizler ordusu zorunlu olarak pasif kalıyor (çünkü kaybedecekleri bir tek günlük ekmekleri, yani kendilerinin ve ailelerinin hayatları var). Otuz kişilik bir işe iki bin kişinin başvurduğu dünya çapındaki bir ekonomik kriz ortamında, birbirleriyle dayanışmaları mı, yoksa rekabet etmeleri mi beklenir? “Zincirlerinden başka kaybedeceği hiçbir şey olmayanlar” örgütlenip devrim yapmaya mı, yoksa günü kurtarmaya, loto oynayıp şansını denemeye, ya da lümpenleşmeye mi daha meyilli olur?
Sayfa 110 - Yordam Kitap
Sermayedarlar, yüzyıllardır bilinçli ve örgütlü bir şekilde, G-7 toplantıları gibi kapalı kapılar ardında, lobicilik gibi parlamentoda, vs. işçilerle sınıf mücadelesi içindeler; işçiler sosyal devlet yönünde küçük kazanımlar elde ettikçe, egemen sınıflar kaşıkla verdiklerini kepçeyle geri almaya çalışıyor. Egemen sınıfların sınıf mücadelesi, tabii ki mitinglerle, sokak çatışmalarıyla değil, çok daha “şık” ve örtük biçimde gerçekleşiyor.
Sayfa 110 - Yordam Kitap
“Yaşadığı dünyaya baktığında, Nietzsche’ye asıl korkutucu gelen sömürü, yabancılaşma ve nesneleşme değil, demokratikleşme ve eşitlikçilik talebinin yükselişi, liberal müzakerecilik ve hepsinden de önemlisi, örgütlenmiş bir hareket olarak sosyalizm/ anarşizmdir. Nietzsche bunları, hastalıklı diye betimlediği modern toplumun semptomları olarak görür ve düşünsel enerjisinin büyük bölümünü bunları alt etmeye ayırır.”
Sayfa 103 - Yordam Kitap
Marx’a göre yabancılaşma tümüyle kötü değildir çünkü yabancılaşmadan en mustarip olanlar sınıf savaşına girerek bu durumun bilincine varabilirler ve sınıfsal bilinçleri geliştikçe kendilerini dönüştürüp, nihayetinde sömürüsüz yeni bir toplum yaratabilirler. Oysa Nietzsche’ye göre geçmişte ezilenler (köleler), intikam duygusuyla hareket edip, kendilerini ezenleri ezmek için sinsi yollar geliştirdiler. Bu yüzden tarihsel ilerlemeden değil, çürümeden (dekadans) bahsetmek gerekir. Ona göre ezilenlerin esas istediği özgürlük değil, başkaları üzerinde güç sahibi olmaktır. Güçsüzler ancak birleşerek ve kurnazca yöntemler kullanarak güçlüleri dize getirebilirler. “Güçlüler, doğal olarak ayırılmaya, zayıflar bir araya gelmeye eğilimlidir, eğer güçlüler bir araya gelirse, bu ancak, saldırgan toplu bir eylem ve güç istemenin toplu tatmini amacıyladır (...) örgütler temelde efendilerin keyiflerini kaçırır, tepelerini attırır.” Marx ve Nietzsche modern toplumu eleştirirken zıt tezler öne sürer.
Sayfa 103 - Yordam Kitap
Reklam