Oğulcan YILDIZ

Oğulcan YILDIZ
@Ogulcanyildiz
YA ŞAİR OLUR KENDİN YAZARSIN YA UMUT EDER 'O'NA BIRAKIRSIN YA DA BOŞVER...
10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2020 38. kitabı
Cemal Süreya’nın şu sözleriyle başlamak istiyorum; ‘1931 yılında doğdum, 1937 yılında annem öldü, 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum ve o gün bugün huzurum yoktur ‘ diyor ve ekliyor ‘Kendimi şiirin içinde buldum.’ Kendisi için belki öyle değildir ama ben şairin varoluşuna bir anlam yükleyebildiğini düşünüyorum. Farkında olsa da olmasa da… Çanakkale hatıralarını bize kazandıran, Çanakkale Savaşı’nı ikinci kez kazanan sevgili şairle başlama sebebim, kitabın giriş bölümünde yer alan ‘Bugün annem öldü belki de dün bilmiyorum’ cümlesi. Şair ve yazarın bu cümleleri iki çocuğun el ele tutuşarak yürümesi gibi sanki. Bir tarafta annesinin ölmesiyle değil de Dostoyevski’yi okumasıyla huzurunun kaçtığını ve kendine dönüşünü vurgulayan bir şair, diğer tarafta annesinin bugün mü, dün mü öldüğünü ve durumun sıradanlığını dile getiren baş karakterin yazarı. ( Dönemin Maliye Müfettişi olan Cemal Süreya’nın Çanakkale Savaşı hatıralarını kurtardığını söylemem konu dışı gibi görülebilir ama şairin hayatının geri kalanının bir ‘Başkaldırıya’ sahne olduğunu düşünürsek Camus’nün felsefesini bizlere yaşayarak sunduğunu görebiliriz ) Yabancı, Sartre‘ın Bulantı'sı ile paralellik gösteren ama kitabın ortalarında denenmemişi deneyerek bize farklı yol sunan bir eser. Keyifli bir eser diyemem çünkü sizleri kalıplardan çıkaracaktır. Acı çekmenize sebep olacak. Nietzsche’nin ‘Öldürmeyen acı güçlendirir’ sözünden yola çıkarsak yüksek ihtimalle bitirdikten sonra daha güçlü devam edeceksiniz. Güçsüz kalır iseniz de sızlanmanıza gerek yok. Çünkü ‘Absürd Duygunuz’ ortaya çıkacaktır. Ben okuyanların her açıdan kazanacaklarını düşünüyorum. Öldüğünde Camus’nün cebinden kullanılmamış bir tren bileti çıktığını biliyoruz. O halde şöyle diyelim; bu kitabın sizler için okunmuş olması
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2020137,1bin okunma
Leman Altıner isimli okura yanıt verildi
Oğulcan YILDIZ
O kadar binlerceyiz ki kimin beyninde yaşayacağımızı şaşırdık.. Hepimiz bir şeyler için suçlu adledilebiliyoruz maalesef. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim :)
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bedenin bu hayatta direnirken, ruhunun pes etmesi yüz kızartıcıdır.
Sayfa 58·Kitabı okudu
Oğulcan YILDIZ
Güzel bir bakış açısı... Öncelikle bu düşünceler roma stoasına ait olduğundan dönemin elitlerine yönelik bir kişisel gelişim olduğu için kitaptaki düşüncelerin günümüz için çelişki yaratması doğaldır. Ama ben de günümüz gözüyle yorumlamak istiyorum. Şuna emin ol ki sevgili Bahar, hayat farkında olanlar için çok acımasızdır. Yani ruhu pes etmiş birisi bunun yüz kızartıcı olduğunu ‘düşünecektir’. Ruhu pes edenler, çıkmaza girenler ve özellikle bunun farkında olanlar düşünecektir bunu. Ben bu kısma aynı baktığımızı fakat farklı yorumladığımızı düşünüyorum. ‘Utanç verici bulmak için deneyim sahibi olmalıyız.’ demişsin. Haklı olabilirsin ama seninle çelişki yaşadığımız yer tam da burası; bu ‘yüz kızartıcı’ sözünü toplumun bakış açısıyla değil kişinin kendine olan, tekrar hayata tutunmak için saygısı olarak ele alabiliriz. Yani kişi benliğinde bunu yeniden başkaldırmaya yönelik bir kıvılcım olarak düşünebilir. ( Tabii ki başlarının eylemlerini yüz kızartıcı bulmak acımasızca ama söylemek istediğim tamamen şu; bu sözler toplumun seni nasıl gördüğü değil, senin kendini nasıl gördüğünle ilintili ) ‘Ruh pes ettiğinde beden sadece yaşar, direnmez.‘ demişsin. Şöyle söyleyebilirim; ruh pes ettiğinde sadece beden kalır geriye evet. Ama sadece yaşar dersek yanılmışız oluruz. Bize ruhumuzu pes ettirmeyecek bir anlam olmalı, bu Tanrı inancı olabilir bir güneşe, buluta, bitkiye vb. her şeye, insanı ayakta tutan bir şeye inanç. Bu inanç bize pes ettirmez eğer pes edersek inandığımız şeye ihanet ederiz. Böyle bir inancımız yok ise sadece akıl kalır geriye. Akıl ise bize farkındalığın bir sonucudur ve pes ettiğimiz an çok acımasızca gelir (ilk başta söylediğime binaen). Şöyle bağlayabilirim; bedenin hayatta olması zaten bir başkaldırıdır, direniştir sadece yaşamaz çünkü yeni bir güne uyandığımız her an ölüme karşı koyuyoruz… Ruhun pes etmesi kişinin kendine olan saygısızlığıdır. Yani ‘utanç vericidir’ bu durumu kabullenerek ruhu yeniden doğurmak ise kişinin kendine karşı saygısıdır. Çünkü ruhumuzu tekrar hayata bağlayabilir. Sözlerini çok güzel bitirmişsin, ‘Savaşı kaybetmiş bir ruhun yaşadıkları belki yüz kızartıcı olabilir ama verdiği savaşın sonucu yüz kızartıcı olamaz.’ Savaşı kaybetse de önemli olan başkaldırmaktır. Geriye kalan kısmı için altına imzamı atarım. Kendimi haklı gördüğüm için değil söylediklerine farklı bir bakış açısı getirmek istedim. Teşekkür ederim yorumun için. :)