Büşşş

Büşşş
@Ojelikoala
This is our last dance
Puan vermedi·256 syf.·
2022 24. kitabı
Konu Yavuz Bülent Bâkiler olunca ben birden, "Hazır ol!" duruşuna geçiyorum, evet. :) Geriliyorum, "ımmm, şey, falan" demekten çekiniyorum, kendimin farkına varıyorum çünkü. Hayatımın her anında onun yanımda olduğunu hissetsem ben de muazzam Türkçe kullanırım gibi geliyor. :) Yokluğunda dahi böyle bir adam bu. Şiirlerine hayran olmak bir yana, Türkçeyi kullanımı, o güzel üslûbu, haklı çıkışları beni benden alıyor. Sözün Doğrusu adlı eser, önce televizyonda bir yıl boyunca yayınlanmış, daha sonrasında iki cilt hâlinde basılmış. Bununla da kalmayıp tam 17 kuruluş tarafından çeşitli ödüllere layık görülmüş. İlk cildini okumak OĞUZHAN AKÇAKOCA abiciğim sayesinde nasip oldu bana da. Kendisine bir kez daha teşekkür ettikten hemen sonra naçizane birkaç kelam yazayım buraya. :) Kitapta karşımıza 90 küsur konu başlığı çıkıyor. Hepsi birbirinden kıymetli bu konuları okurken yanakları kızarmayacak kimse yoktur herhalde, diyor insan kendi kendine. Öncelikle "Ana Dil mi, Ana Dili mi?" adlı başlıkla çıkıyor karşımıza. Ana dilin öneminden bahsederken Gürbüz Azak'ın bir yazısından şu alıntıyı yapıyor: "Açık olalım. Ana dil, bir ülkede edebiyata, hukuka, tefekküre, sanata girmiş ve binlerce yılda oluşmuş esas ve tek lisandır. Diğer yöre şive ve ağızları, bu ana dile yönelerek süzülür, güzelleşir. Ana dile duyulan saygı sebebiyledir ki, cümle yayın ve yayımlar o dilden verilir. Ana diline gelince, her ülkede sayısız şive ve ağız bulunur. Eğer siz, her yöreye, kendi ana dilleriyle hitap etmek ve ulaşmak isterseniz karanlığı bol yokuşlara sarar, işin üstesinden gelemezsiniz!" Türkçemizi kötü kullanıyor olmamızın yanı sıra az okuduğumuzdan yakınıyor Bâkiler. "Okumumak Hastalığımız" diyor buna. Türkçeyi bozmaya çalışmalarına tahammülü yok. Hepsine birer birer sağlam eleştirilerde bulunuyor.
Dilbilimi-Etimoloji
Sözün Doğrusu 1Yavuz Bülent Bâkiler · Yakın Plan Yayınları · 2012836 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·420 syf.·
2020 18. kitabı
Okumanı Tarihi • Alberto Manguel Manguel'in belirli bir kronolojik sıralaması yoktu eserinde. Naçizane yorumumda da beni etkileyenlerin neler olduğundan bahsederken biraz baştan, azıcık sondan fikirler ortaya çıkmış olacağını baştan söylemeliyim. Hem belki bir miktar sıkıcı... :)) Okuma eyleminin sadece bir kâğıdın üzerine yazılmış olan harfleri okumaktan ibaret olmadığını; karşımızda duran nesneleri, insanların yüzlerini, taş tabletlere yapılan çizimleri, bir dansçının figürlerini ya da bir bitkinin durumunu gözlemlemenin okumak olduğunu düşündünüz mü daha önce? Bir toplum yazmadan ayakta kalabilir, fakat okumadan mümkün değildir, fikrini benimsiyorsunuz ilk başta. Goethe'nin şu sözü de kanıtlar vaziyette: "Bakın Doğa nasıl da açık bir kitap Yanlış anlaşılan ama anlaşılmaz değil." Üstüne bir de Manguel'den yüreğime işleyen bir alıntıyı bırakıyorum: "Okumak neredeyse nefes almak kadar temel bir işlevimiz." Yüzyıllar öncesinde okumanın sesli ya da sessiz yapılması, kişiye özel veyahut topluma açık olması gerekliliği konusunda bolca fikirler ortaya atılmış. Hatta "Nerede okunmalı?" sorusuna bile cevap arayanlar var. "Niçin okumalıyız"ı kavramımızı sağlayacak görüşlerin de eksik olmadığı bir okuma. Günümüzde kitapların evde bir süs olarak kullanıldığı konusunda sitemler ediyoruz, kızıyoruz. Kitapların aslında dedelerimizin dedelerinin de yaşamadığı çok önce bir zamanda sırf "kültürlü", "bilgili" görünmek adına üst sınıf insanların evinde yer bulduğunu söylemek gerek. İngiliz köle sahiplerinin korkularının başında "okur yazar bir zenci topluluğu" geliyordu. Sırf okuyup (sorgulayıp) da sürdürdükleri yaşamlarına isyan etmemeleri adına zenciler için okuma yazma öğrenmeyi yasaklayan katı yasalar çıkarmış olmaları insanlığın tarihinin ortak trajedisi desek pek de yanlış
Okumanın TarihiAlberto Manguel · Yapı Kredi Yayınları · 2025283 okunma
Puan vermedi·208 syf.·
2020 17. kitabı
Kitap Şuuru #TürkavGaziantep İnsanlar severek yapmalıdır işlerini. Ortaklaşa bu şekilde düşünürüz ve en doğru tabirdir de budur. Fakat işine ve işverenine karşı olan idefiks hastalığı korkutucu ve içler acısı bir hâl almaz mı? İnsan en çok sorgulama yeteneği ile diğer canlılardan farklıdır ve insandır. Sırf sevdiğiniz mesleği yapmak uğruna yanlış olduğunu düşündüğünüz birtakım davranışları eleştiremiyor, doğru olan fikirleri ortaya atamıyorsanız; hayatınızda belki de bir kez bulacabileceğiniz sevgiyi elinizin tersi ile itiyor ve en acı anınızda -yaşayabileceğiniz bir kayıp mesela- duygularınızı bastırıp görevinizde en iyiyi(!) yapmayı sürdürüyorsanız; yaşamıyorsunuz ki. Birilerine istediği hizmeti vermiş olmanın yaşamaktan daha önemli olabilmesi için mantıklı, açıklayıcı tanım var mıdır? Alanınızda belki de en iyisi olmanın ne önemi kalır... İnancım çok geç olmuş şeyler için yapılan iç hesaplaşmanın hiçbir değeri kalmayacağıdır. Hoş kimilerinde hesaplaşma bittiğinde bile değişecek pek bir şey yoktur. Bay Stevens! Tıpkı bahsettiğim gibi bir adamdı ve o sadece bir "hiç"ten ibaretti. Aradığı "vakar"dı ve o "vakur" biri olmalıydı. Onun anlatımıyla ilerleyen hikâye dümdüzdü. Ishiguro hikâyenin yeterince çarpıcı olduğunu düşünmüş ki süslü kelimeler kullanmak pek de önemli olmamış onun için. Sadece kitabını okumakla kalmadım, daha iyi anlamak adına filmi (The Remains of the Day) de izledim. Kitaba oldukça sadık kalınmıştı bana göre. Hasılıkelam, Stevens'ın basmakalıp fikirlerinin ve saplantılarının sizi çileden çıkaracağını bilmenizde bir sakınca olmadığına inanıyorum. :)) Kitapla kalın.
Günden KalanlarKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20196,9bin okunma
9/10
·261 syf.·
2020 16. kitabı
William Golding • Sineklerin Tanrısı İnsan doğuştan mı iyi ya da kötüdür, yoksa yaşam mı iyi ve kötü olma konusunda şekillendirir kişiyi? İçinde bulunduğumuz ortam ne derece önem taşır gerçek kişiliğimizi yansıtmamızda? Romanda bulunan en can alıcı karakterlerden Jack ve Ralph'ı incelemek istiyorum naçizane. Olayların onların üzerinden gelişiyor olması en önemli etken bunda. "Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi"ni duydunuz veyahut inceleme şansınız oldu mu daha önce? İşte burada ister istemez hatırlatıyor kendisini bizlere. Ralph hiçbir adımı gerçekleştirmeden "lider' olursa ne olur demeli? Onun iyi oluşunun ağır basması, özgürlüğü ve eşitliği savunması yeterli bir sebep midir en tepede kalmak için? Ya da en doğru olanı düşünmesi tek başına geçerli midir? Ya Jack? İlk adım olarak temel yaşamsal amaçları, sonra sırasıyla dış faktörlerden kaynaklı korunma, kabul görme, saygınlık ve kendini gerçekleştirmeyle zirveye ulaşılan bir "liderliği" elinde bulundurmasıyla daha güçlü olmayacak mıdır? Jack'ın kötü yanlarının daha ağır basıyor olması engel midir yine? Eserimizde bilgin, aydın karakterin gözlüklü ve şişko Domuzcuk olarak kaleme alınması; saf iyinin, yani Simon'un korkak ve bastırılmış olması elbette şaşırtmadı beni. Vahşilerin egemen olduğu bir toplulukta iyiliğe, akla ve gerçeğe düşmanlık beslenecekti muhakkak. Korkulan bir liderin tercih edilmesi, tercih etmeyenlerin yaşayacağı ağır travmalar sonucunda kabullenmesi ve belki de zamanla korkulana benzemesi size de çok tanıdık gelmiyor mu? Güzel ve heyecanlı görünen olayların her zaman mutlu sonları getirmeyeceği ve felaketlere sebep olacağına da şahit oluyoruz bir yerde. Son ve en önemlisi kazanılan zaferde kaybedilenler olduğu müddetçe -benim açımdan- tam bir zafer olamayacağı söz konusu. Jack, Simon, Ralph ya da
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,5bin okunma