Pontoscu Rum’lar, Türk köylerini yakıyor, onlar da Rum köylerini karşılık olarak ateşe veriyorlar. Venizelos, ötede kına yaksın. Çünkü uzaklarda akan gözyaşlarının bir damlasını bile onun gözleri bütün ömrünce görmemiş ve bunların acılığını tatmamıştır. Gözyaşları uzaktan şairanedir. Fakat, bir de dökenlere sormalı onu... Hepimiz bütün bu memleket çocukları, çok daha gözyaşı dökeceğiz Mehmet. Onun için sıkı dur!
En güzel din, insanlık dinidir; kardeşlik dinidir diyordu. Sonra dalıyor ve benim kulağıma şöyle fısıldıyordu: Mehmet, yavrum, sen babanın dininden olanlara daha yakın olmağa çalış. Ömrün daha mutlu geçer. Daha az acı çekersin. Kalabalığın dışındakiler, her zaman daha çok yalnızdır, daha çok acı çekmek, onların kaderleridir.
-Baba, zina edenleri, hırsızları, soyguncuları, orospuları, pezevenkleri bir tarafa; zayıfları, kimsesizleri bir tarafa koyup, iyileri kötülere dövdüren bir Allah’ı anlamıyorum.
-Sus, küfür ediyorsun.
-Sen küfür ediyorsun baba! Sen tövbe de, tövbe! Şu köydeki kötülükler Allah’tan evvel Sıddıkzade’nin elinin altından çıkmıyor mu? Allah’a varıncaya kadar daha nice köylerde, şehirlerde Sıddıkzadeler var.
Hasan’ın gözünün önünden yaralı yüzlü güzel kadın, tekme ve bu güzel kadının sırtındaki yara bir şimşek gibi geçti, mırıldandı:
-Bu kadar kötülük Allah’tan gelmez. Baba, Allah kötü değildir.