Zekânın da açlığı söz konusu. Onu da doyurmak lazım. Belki önce insan zekâsının açlığını doyurmak gerekiyor. Ondan sonra gönlü doyurmak geliyor. Yahut ikisi paralel gidecek. Bedenin açlığı çok mühim değil. Beden biraz bir şey alınca bu ona yetiyor. Üşümediği kadar giyinse yetiyor. Daha çok ve çeşitli yemek, bedenin açlığından değil, göz, gönül, zekâ açlığından oluyor. Büyüklerimiz bize ilimle meşgul olmayı tavsiye etti çünkü ilim, zihnin ve zekânın açlığını gideriyor. İstek kapasitenizin bir kısmını ilimle meşguliyet işgal ediyor. Bunun ötesinde biraz sanatla uğraşırsanız, icra etmeniz gerekmiyor, okursunuz, dinlersiniz o zaman bir başka boyutu da o dolduruyor. Felsefe, tefekkür, ondan sonra tasavvuf geliyor. Bunlar aynı zamanda da farklı zamanlarda da olabiliyor.
İnsanoğlu, Allah'ın tecelli ve tezahürü olan dünyanın bütün zevklerini ve lûtuflarını reddetmeli ve bunlar Allah'ın lütfunun ve güzelliğinin yansımasından başka bir şey olmasalar bile artık onlarla yetinmemelidir. Çünkü onlar ebedî değildir. Onlar Allah'a nispetle ebedîdirler, yaratıklara nispetle değil. Evlerde pırıldayan güneş ışınları gibidir onlar, bol ışık saçmalarına rağmen, güneşe bütünüyle bağımlıdırlar. Güneş batar batmaz onların ışığı da sönüp kaybolur. Ayrılık korkusu yaşamamak için güneş olmak lazım.¹¹⁸
Sayfa 93 - 118 Güneş kursu (yuvarlağı) benim kendi yuvamdır / Yabancı gece onu bana nasıl perdeleyebilir ki?·Kitabı okudu