Evet, bu elimde tuttuğum kitapları mutlaka 25 yaşına kadar okumanız gerekiyor! 🤓
• Viktor Frankl, İnsanın Anlam Arayışı
• Yaşar Kemal, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
• Oscar Wilde, Dorian Gray’in Portresi
• Engin Geçtan, İnsan Olmak
• Nigel Warburton, Felsefe Okuma Rehberi
Bu gönderideki kitaplara ek olarak ücretsiz katılabileceğiniz Instagram kanalımda sizin için 2 ekstra kitap daha paylaştım. Bu linke tıklayarak gruba gelebilirsiniz:
ig.me/j/AbbYNo9ehHGYKw68
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
YouTube kitap kanalımda Oblomov kitabını detaylı olarak yorumladım: ytbe.one/b7vPSs9d6fY
Bu hayatta bir Oblomov bile olamıyorsak, yaşamanın ne anlamı var ki?
İncelemeye yorum yazan her okura Oblomov gibi harika ve akıcı kitaplardan önerdim. Yeni kitap önerisi alabilmek için yorum kısmına bakabilirsiniz.
Telegram’daki kitap okuma grubumla birlikte bu ay okuyup tartışacağımız kitap olan Oblomov beni hayattaki pek çok gerçek hakkında düşündürdü. Üstelik bir okurun kendisini geliştirmesi için pek çok ipucunu da içinde barındıran bir kitap kendisi.
Her ne kadar oldukça kalın bir kitap olsa da sadece bu kitapla bile kitap analizleri konusunda kendinizi çok geliştirebilirsiniz. Oblomov’un eski Rusya’yı ve Ştolts’un da yeni gelen Rusya’yı temsil ettiğini, duygu ve mantık arasındaki uçurumun edebiyata nasıl yansıdığını Oblomov kitabıyla birlikte keşfedebilirsiniz.
Peki, nedir bu Oblomovluk? Öylesine bir tembellik mi? İnsanın kendi bilinciyle yola çıktığı bir başkaldırı mı? Hiç kimseye faydası olmayan bir işsizlik hali mi? Yoksa toplumun ikiyüzlülüklerini görmemek için kendi kendini eve kapatmak mı? Belki hepsi belki de hiçbiri…
Neden 200 sayfa boyunca yataktan kalkmıyor bu Oblomov denen insan? Oblomov’un kendi ağzından onun yatağından neden hiç kalkmadığını maddeler halinde öğrenebiliyoruz:
"Durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras oyunları, hele de açgözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler. Konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor." (s. 213)
Oblomovluk, bir nevi insanların oluşturduğu bu kaotik toplum düzenine olan bir başkaldırıdır. 8-5 mesai düzeniyle birlikte hayatını işverenlerin eline teslim etmeye karşı çıkan bir anlayıştır. Elbette kusurları da vardır bu karşı çıkışın… Ama sorarım size
YouTube kitap kanalımda Bitik Adam'ı ve diğer Thomas Bernhard kitaplarını nasıl okumanız gerektiğinden bahsettim: ytbe.one/5bKKeH6c3Tw
Dostoyevski okumayı seviyor musunuz? Peki ya Osamu Dazai? Son olarak Jose Saramago veya Tezer Özlü? O halde Thomas Bernhard'ı da çok seveceğinize eminim.
Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak her yaşa uygun harika kitaplar önerdim. Yeni kitap önerileri alabilmek için yorumlara bakabilirsiniz.
Thomas Bernhard'a dair okuduğum 17. kitap olan Bitik Adam ile birlikte kendi adıma Bernhard serüvenimi tamamladım. Kendi görüşlerime ve toplum karşıtlığıma yakın çizgide ilerlemiş bir yazar bulduğum için çok seviniyorum. Bu yılımın keyifli geçmesini sağlayan yegane insanlardan biriydi Bernhard.
İlk cümlede ismini zikrettiğim yazarlar da oraya boşuna yazılmadı elbette. Nasıl ki Fyodor Dostoyevski'nin kendisine has nevrotik ve depresif karakterleri varsa, nasıl ki Osamu Dazai'nin ve Tezer Özlü'nün bazı kitaplarında yoğun bir intihar teması hissediliyorsa ve José Saramago'nun kendisine has bir yazım üslubu varsa, işte Thomas Bernhard kitapları da bunların hepsinin dengeli bir karışımını içeriyor.
Bitik Adam, yazarın en çok okunan kitaplarından biri olsa da başlangıç olarak tavsiye edebileceğim kitaplarından biri değil aslında. Çünkü hem olgunluk dönemi eserlerinden bir tanesi hem de Bernhard'ın yazım üslubuna alışık olmayan okurlar için zorlayıcı yönler barındırabilir. Bu yüzden isterseniz yazara ilk olarak otobiyografik beşlemesinden, Sarsıntı veya Beton kitaplarından başlayabilirsiniz.
Bernhard okumaya devam ettikçe şunu fark edeceksiniz... Bitik Adam kitabında bulunan bazı şeyler yazarın neredeyse bütün kitaplarında ortak olarak var. Mesela Avusturya ve Viyana düşmanlığı, mesela satır aralarında Bernhard'ın hayatından yakalayabileceğimiz otobiyografik
Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/Cy1BPIaNyG7
Dervişin teselli koleksiyonu mu yoksa okurları yanıltma koleksiyonu mu?
Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak her yaşa uygun harika kitaplar önerdim. Yeni kitap önerileri alabilmek için yorumlara bakabilirsiniz.
Öncelikle piyasada bahsi geçen ve tasavvuf teması içeren kitapların %90'ının dini bir kaygıyla değil, daha çok ticari bir kaygıyla yazılmış eserler olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu insanların hiçbiri gerçekten tasavvufu yaşamıyor. Hiçbiri bir lokma bir hırka kalıp münzevi olarak günlerce çile çekmiyor. Bu da yazılanların samimiyetini ne yazık ki düşürüyor.
Mesela daha kitabın başında Mesnevi'den yapılan alıntıyı gördüğümde bunun ne kadar gerçekçilikten uzak bir düşünce olduğunu fark ettim:
"Dert nerede ise deva oraya gider. Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider." (s. 26)
Bu ve devamındaki sayfalarda bahsedilen "aza kanaat getirme" teması benim en sevmediğim şeylerden biri olsa gerek. Ayrıca yoksulluk neredeyse nimetin de oraya gittiğini göremiyoruz maalesef. Hatta nedense nimetlerin daha çok yoksul insanları umursamayan siyasi yöneticilerin bulunduğu yerlere gittiğini görüyoruz gerçek hayatta.
Bu kitabı okurken bu kadar kaderci bir kitap okuyacağımı da bilmiyordum. Oysaki İsra Suresi'nin 13. ayetinde geçen "Biz insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık" kısmı insanın seçimlerinin ve çabasının da ne kadar önemli olduğunu hatırlatır bize. Fakat bu kitapta benim genel olarak aldığım mesaj, kendini sorgusuz sualsiz yaratıcının iradesine bırakmaktı. Bu da benim bireysel çabaya bağlı kader anlayışıma uymuyor.
Rahatsız olduğum başka bir konu da aslında Müslüman olmayan yazarların veya ünlülerin sanki Müslümanmış