Kitap akıcı, elbette bu durum güzel demek değil, buraya kadar tamam. İnsanların etten, kemikten varlığa verdiği varoluşsal manaların ve bu manalar yıkılınca uğradığı hayal kırıklıklarının sorgulanması, topluluğun anlamsız hareketlerinin eleştirisi güzel. Fakat benim için önemli olan başat şey inandırıcılık. Şimdi Ahmet Arslan veya Mehmet Arslan her neyse Rusya'da bir kıza aşık oluyor. Kızı bir kere görüyor ve sonra iş ciddiye biniyor. Bakın sayfalar boyunca kızı aramasını okuduğumuz adam var ama aynı adam ile o kızın aşkına dair iki sayfa yazı yazılmamış. Yani aradaki duygular nedir, Olga nasıl etkileniyor bilmiyoruz. Hadi Olga'nınki aşk değil parasal ilişki, peki Ludmilla bunu bilmiyor mu? Yani aradaki aşka dair bir duygu yaşayamadım. Böyle bakınca efsanevi aşk beklerken bizim Tatvan'da daha kaliteli versiyonlarına rastladığım varoş bir ilişki gördüm. Hayır bir de ODTÜ mezunusun, Sovyetler'in yıkılışına tanıklık edip bir çıkarım yapmaya gidiyorsun. Bir beyaz tene, iki güzel bacağa tav oluyorsun. Ulan sen ne aptal adamsın ya. Anlatıcının, sonraki dönemde yerleştiği köyde amacı insanlardan uzak kalmak. Evet küçük yerlerde insanlar size rahat vermez. Bağımsız olmanız zordur, dedikodu çoktur, haberler çabuk yayılır bu eleştiriler güzeldi. Ama var yaa! Öyle yerlerde tanımadığınız gazeteci kız evinizde kalacak, öldürülen Arzu resmedildiği gibi açık giyinecek, zaman zaman merkeze gidip başka adamlarla takılacak ve o bölge insanı ölenin arkasından "Ah! Vah!" Edecek. Şimdi o toplumun saçmalıklarına güzelce değinirken belki de bu coğrafyada en çok değinilmesi gereken "mahalle baskısı" ve "kadının adı olmayışı" konusunu fırsat ayağına gelmişken es geçersen bu olmaz. Son lafım da gazeteciye. Kitaba göre olay 2011 yılında geçiyor. Gazeteci 91 doğumlu. 20 yaşında bir gazeteci ha? E
Hazreti Şibli şöyle dedi:
"Ebu Türab adlı veli kırda aç kaldığı vakit, dağları, tepeleri, vadileriyle bütün ovanın yiyecek olduğunu görmüş..." Şibli şunları söyledi: "Ebu Türab, Hak Teâlâ'nın kendisine ancak rifk ve ihsan ile muamele ettiği bir insanmış. Eğer kemal ve hakikat zirvesine ulaşmış olsaydı, “Rabbimin katında geceledim, doyuruldum, içirildim.” buyuran büyük zat gibi olurdu da, koca ovanın yiyecek olmasına lüzum kalmazdı."