Gecenin 5'i yine uykusuz kalmışım ve yatağımda öyle boş boş oturuyorum. Bi' kitaplığıma bi yerde duran laptopuma bakiyorum. Ya film izleyeceğim ya kitap okuyacağım.
Kısa bir düşünme evresinden sonra gidip kitaplarımın başına dikiliyorum. Kendimi fazla zorlamak istemiyorum,kafam da kaldırılamayabilir çünkü. Kitaplardan ince olan hiç kalmamış. En incesi 162 sayfa ve Müptezeller.
Emrah Serbes'i Behzat Ç'den biliyorum ama hiç okumamışım. Neyse diyip kitabı aldım. 3 saatte bitti kitap.
Bu kadar yavaş okuyan birisi miyim ben?
Cevap hayır,kitabı durmadan yatağın üstüne koyup derin düşüncelere daldım.
Bazı kitaplar vardır insana hiç yaşamadığı hisleri yaşatır. Khaled Hosseini'den bi kitap okursunuz saatlerce huzunlenir hatta ağlarsınız. Ya da Sabahattin Ali okur yasayamadiginiz aşklar,umutsuz sevgiler ve yoksulluklar için derinden bir üzüntü duyarsınız içinizde.
Bu kitapta da efkarlaniyor insan istemsizce.
Okuduğum ilk kitabiydi ve ben kitaplığıma deger vermedigim kitaplari alip koymam. Pdf okurum önemsemediğim kitaplari ama karar aldım. Emrah Serbes'in bütün kitapları benim kitaplığımda olmalı!
Yok böyle bir kitap ya,kitabın her sayfasında diyorum daha derin olabilir mi ama evet daha derin oluyor ve gittikçe daha derine gömülüyorum.
Bu kitap için söyleyebileceğim son söz şudur.
Bi' küçük rakı ya da dudaginizda gezdiremeyeceginiz bi sigaranız yoksa bu kitabı okumaya kalkmayiniz. Çünkü altından kalkamazsiniz.
Okumak isteyenlere iyi okumalar dilerim. Umarım fazla derinlere dalmazsınız...
- Apartman girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent?
+ Hangisini?
- Otomatik yanan, sensörlü lamba.
+ Hayır.
- Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.
Önüme baktım.
"Neden kırdın?"
Cevap yok
"Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle."
"Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?"
"Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı sikeyim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için."
"Beni görünce yanmıyordu baba."
"Nasıl ya?"
"Görmezden geliyordu, yanmıyordu. kaç sefer yok saydı beni."
"E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
"Hadi ya! Sahiden mi?"
"Evet. Ucuzundan takmışlar.Bizimle bir alakası yok!"
Babama sarıldım, yıllar sonra.
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var...
Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek...
---------------------
Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için?
Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar...
İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,9bin okunma