Savaşların zorlayıcı koşulları ya da çeşitli siyasi politikaların baskısı, insanları evlerinden, yurtlarından ve daha da kötüsü ailelerinden kopararak sığınma kampları gibi hiç tanımadıkları yerlerde, belirsizlik içinde yaşayan kimliksiz birer yabancı haline gelmeye zorluyor. Genelde savaş döneminde ve sonrasında travmalar ve stres bozuklukları meydana gelir. İnsanlar her zaman korku ve kaygıyla yaşarlar. Uygun olmayan zamanlarda travmatik bir durumda, savaş sonrası yaşanan bu duygular tekrarlanabiliyor. Çeşitli travmalarda fiziksel belirtilerin kaybolmasına rağmen psikolojik-psikiyatrik belirtilerin varlıkları yıllarca hatta yaşam boyu sürebilir. Öfke ve huzursuzluk da travma sonrasında görülen olağan tepkilerden. Bunların yanı sıra, olayla ilgili istenmeyen düşüncelerin zihinde canlanması ve olay tekrar yaşanıyormuş hissi de sıklıkla görülen durumlar arasında. Tüm bu durumları kitabın ana karakteri Billy üzerinde görüyoruz. Billy zaman kavramına sahip değil. Tralfamadore gezegenine kaçırıldıktan sonra zaman içinde sürekli seyahat etmeye başlıyor. Dresden bombardımanını yaşamış ve bu bombalamanın etkisiyle geçmişle şimdiki zaman arasında sıkışıp kalan bir birey kendisi. Bu yüzden şimdiye ait olamama duygusu ve geleceğe dair motivasyonu da yok. Kurt Vonnegut, Billy karakterini kullanarak kendi savaş anlarını kaleme almış.
*Kitap, Slaughterhouse-Five ismiyle 1972 yılında sinemaya uyarlanmış.
-Spoiler-
Endüstrileşen toplumda maddi değerler manevi değerlerin önüne geçer. Kapitalist sistemin sonucu olan ticari kazanç, rekabete özendirir. Eğer paranız varsa, alım gücünüz yüksektir ve daha rahat bir yaşam sürersiniz. Willy ailesine daha rahat, iyi ve güzel bir yaşam sunmak için gençliğinden beri çalışıyor ve çalıştığı oranda para kazanıyor. Willy’nin bir yaşam koşulu oluşturma ya da seçim hakkı yok. Sunulan hayatı sürekli çalışarak yaşar. Çünkü kapitalist ve materyalist sistemde başka tercihi yok. Gençliğinde çok çalıştığı için yaşlandığında rahat edeceğini düşünüyor. Çocuklarını da başarılı, girişken ve yeteneklerini geliştiren birer insan olarak yetiştirmeye çalışırken kendi koşullarını zorluyor. Happy bunu başarırken Biff başaramıyor ve bir iş sahibi olamıyor. Bu yüzden Willy hayal kırıklığına uğrar ve bunalıma sürükleniyor. Willy sürekli gerçekler ve umutlar arasındaki çatışmalar sonucunda yıkıma uğruyor. Yıkımlarının sonucunda onuru ve gururu inciniyor. Düşlerinin gerçekleşmemesi de onu bunalıma sürükleyen etkenlerden birisi. Mevcut durumdan kaçarak geçmiş ve şimdiki zamanı aynı anda yaşamaya başlıyor. Yaşamın para getirmediği sistemde, ölümünün ailesine refah getireceğini düşünerek intihar etmeyi düşünüyor. Bu yüzden varlığını kanıtlamak için, materyalist sistem karşısında kendini kurban ediyor.
Amerikan rüyasının bugünkü Türkiye şartlarını yansıtması da Willy'nin hikayesi kadar üzücü.
Matmazel Julie, alt sınıf ve aristokrasi sınıfının kadın ile erkek çatışmasını ele alıyor. Sınıfsal farklılık, cinsellik, toplumsal cinsiyet arasındaki çatışmaların yanı sıra insanın varoluş sorununu da konu ediniyor. Sınıfsal yükselme yaşamak isteyen uşak Jean, yaşadıkları cinsel ilişki sonucunda Julie'yi onursuzlaştırıyor ve onun düşüşünü, kendi yükselişini başlatıyor. Julie onursuz yaşamaktansa ve bir erkeğin boyunduruğuna girmektense trajik sonunu kendi getiriyor ve intihar ediyor. Böylece hem kendi onurunu hem de babasının itibarını kurtarmış oluyor. Diğer bir yandan da Jean'in bir anlam, aidiyet arayışı vardı.
Kitabı bitirdiğimde ataerkil düzende yetişen/yaşayan kadının hangi sınıfta olduğu önemsenmeksizin üreme özgürlüğünün ve cinsel özgürlüğünün olmadığını gördüm. Ailenin ataerkil yapıda olması da cinsiyetçi sömürüyü artırması da acı verici bir gerçek oldu benim için.