Orkun Derikli

Orkun Derikli
@Orkunder
31 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı

Orkun Derikli

, bir kitap okudu
Puan vermedi·112 syf.·
2020 50. kitabı
Heinrich Böll
7.8/10 · 820 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·131 syf.··
2020 63. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2020 06:44
Aslında kitap içeriği üzerine söylenebilecek pek bir şeyin olmaması garip, tabi ki böyle deyince Nobel Ödül’lü bir kitap hakkında nasıl bir şey söylenmez diye düşünüyorsunuz. Fakat 1970’li yılların Batı Almanya’sı şu an da o dönemle aynı olmasa da dünyada halen bu tür şeyler olmaya devam etmekte. Bir insanın hele ki bizim toplumumuzda kadının yargılanması, suçlanması, her bakımdan aşağılanması, tüm açılardan yetersiz görülmesi birtakım zihniyetlerce hiç değişmemiş olup üstüne üstlük belirli bir kesim tarafından gururlu bir tavırla savunulanda bir durum. Maalesef söylenebilecek çok şey var ama söylendiği zaman anlaşılmayacakta çok şey var… Heinrich Böll kitabında Katharina’yı öyle bir anlatmış ki yaşadıklarını ağzım açık okudum. Hele ki Zeitung gazetesinin yayınladığı şeyleri... Bir kadın suçlu bir adamla beraber olduğu için ne kadar küçük düşürüle bilinirse daha beterini yaşıyor sevgili Katharina. Sorgular, iftiralar, suçlamalar, olaylar bu kendi halindeki kadını cinayet işleme noktasına kadar getiriyor. Hikaye kurgusunda esas kızımızın tesadüf eseri tanıştığı adamla bir gece geçirmesi ve sabahına polis baskınıyla sorguya alınmasıyla başlıyor. Anarşist Götten’i uzun süredir takip eden polis Katharina’nın da bu suçlu adamla iş birliği içinde olduğunu düşünmektedir. Olaylar açığa kavuşturulmaya çalışılırken bir yandan bu zavallı kadının asılsız ithamlar altında kalması, çevresindeki eş, dost, akrabalarının durumdan etkilenmesi fazlasıyla ağır gelmektedir. Kısacası Katharina Blum’un hayatıyla birlikte onunla bağlantılı olan herkes etkilenmiştir. Yazarın bu romanı oldukça meraklı bir okuma deneyimi sağlarken aynı zamanda sorgu kaydı niteliğinde bütün detayları (saat, tarih, yer vb.) okurla paylaşmış. Okuma sırasında yazarın iletmek istediği mesajları doğrudan
Edebiyat
Katharina Blum'un Çiğnenen OnuruHeinrich Böll · Can Yayınları · 2019820 okunma
reserved/bani abidi
biyopolitika, disiplin toplumu, bekleyiş ve rızanın uyarıcı düdük sesi, kulak karıştıran anahtar, bekleyişi dumanla delmek için camdan uzatılan çakmak, dondurmacının peşine koşturan ilkel anarşist arzu, çocuk yüzlerde ilk iz olarak aldırışsız bezginlik ve ayaklar... (ayaklar ve içinde bulunduğu kaplar önemlidir, naylon ayakkabılarla çağdaş ve modern cumhuriyetimizin kutlamalarına katılmak karşı devrimci bir yönelimin tezahürüdür ve saflarımızda düşmanlarımızca açılmış bir gediktir... bu ayakları saklamak ve görmemeyi başarmak muzaffer devrimimizi yüceltir.) vimeo.com/99471568
KIPKIRMIZI BİR PAZARTESİ
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2017 85. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 03 Eylül 2017 10:57
YouTube kitap kanalımda Kırmızı Pazartesi kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: ytbe.one/yf0me602lnY Ana baba bacı kardaş dar günümde el olur Namus belasına kardaş döktüğümüz kan bizim. Acaba Gabriel Garcia Marquez 1981 yılında Kırmızı Pazartesi'yi yazarken, Cem Karaca'nın 1968 yılında Namus Belası adı altında çıkardığı şarkıyı mı dinliyordu? Türkçe'de "üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi" diye bir deyim vardır bu kitabın sonuyla ve kendisiyle tam olarak uyacak şekilde. Peki Santiago Nasar'ın üstünde bulunan bu toprak, geleneklerin topluma dayatmasının kapalı bir kişileştirmesi miydi? Kitabın ilk cümlesinden beri haberi verilmiş bir cinayetin faili somut bir kişi yerine soyut sosyolojik olgular mıydı? Ya da kitabın 34. sayfasında geçen hastaların başında bekleme, ölüm döşeğinde olanlara güç verme, ölüleri kefenleme sanatında olan ustalıkların hepsinin birer amacı mı vardı? Bazen kaderimiz bizleri görünmez kılar. Her ne kadar namus cinayetleri olmasa da daha başından beri ölecekleri ya da zarar görecekleri haber verilmiş olan Aylan Kurdi ya da Ümran Dakneş'e yapılanlar konusunda, Santiago Nasar'ın cinayetinin bir türlü engellenememesi gibi bir umursamazlıklar zinciri mi söz konusuydu? Çünkü onların bu kadar görünmez olmalarını umursamazlıklardan başka bir şey sağlayamazdı sanırım. Biz işimizi en iyi geleneklerin topluma dayatması mevzubahis olduğunda yaparız. Toplumsal sınırlandırmalar ve ölümlerin kanıksanacak seviyeye kadar gelmesi Marquez'in çevresi kadar bizim yaşadığımız yer olan Ortadoğu'nun da ortak derdi. Öyle ki 73. sayfada da geçtiği gibi Güney Amerika ülkelerinde Ortadoğu'dan göçen Arap kökenlilere Türk gözüyle bakılır. Yani sen bir Kolombiya hostelinde eski bir gramofondan Sade'nin Hang on to Your Love şarkısını
Edebiyat
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
9/10
·197 syf.··
2018 40. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 13 Eylül 2018 14:05
Romain Gary, nam-ı diğer Emile Ajar… Kimdir bu adam?  Bir hayata savaş pilotluğu, diplomatlık, yönetmenlik, senaristlik,  iki yazarlık ve bir de Dünya Savaşı sığdırmış hayatla kavgası olan bir adamdır Romain Gary. Romain Gary, 1956’de Cennetin Kökleri kitabıyla, bir yazarın hayatı boyunca tek bir kez alması mümkün olan ve Fransa’nın en prestijli ödülü olan Goncourt Edebiyat Ödülünü alıyor ve dönemin eleştirmenleri yerlere göklere sığdıramıyor yazarı… Daha sonra her ne oluyorsa Eleştirmenlerin büyük hedefi haline geliyor yazarımız ve eski yeteneğini kaybettiğini söylüyorlar. Romain Gary bu eleştirilerden sonra Emile Ajar takma adını kullanarak yazmaya başlıyor ve Emile Ajar’ın kendi yeğeni olduğunu söylüyor. Asıl eğlence de bundan sonra başlıyor zaten. Romain Gary yerden yere vurulurken Emile Ajar göklere çıkartılıyor ve 1978’de bir yazara ancak bir kez verilmesi mümkün olan Goncourt ödülünü Gary, Emile Ajar olarak bir kez daha alıyor. Tabi bundan edebiyat dünyasının haberi var mı? Pehh! Ayakta uyuyorlar. 2 Aralık 1980’de kendi tabancasıyla intihar etmeden önce yazdığı intihar mektubuyla ancak öğrenebiliyorlar iki yazarında aynı kişi olduğunu. Bu çılgın adam, edebiyat dünyasına yüzyılın Trollünü atmış anlayacağınız. Yazarın böyle sıradışı bir hayatı olduğunu öğrendikten sonra insan daha farklı okuyor kitabı. Satır aralarında onun hayatının izlerini bulmayı umuyor, acaba bu yazdıklarında kendi yaşanmışlığına dair bir şeyler var mı diye düşünmeden edemiyor insan. Kitap, Fransa’da yaşayan Arap asıllı 10 yaşındaki Momo adlı çocuğun ağzından aktarılıyor bize. Momo’nun babası muhabbet tellalı,  annesi ise hayat kadınıdır. O dönem Fransa’da Hayat kadınlarının çocuk sahibi olmaları yasak olduğu için Momo’nun anne babası Momo’yu eskiden hayat kadınlığı yapmış ve Nazi zulmüne
Onca Yoksulluk VarkenRomain Gary (Emile Ajar) · Agora Kitaplığı · 20095,7bin okunma