Alpay Şirin

Okuma aşkı ve şevkiyle okuduğu kitaplar huzursuzluğunu daha da arttırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Kitapların her sayfası, bilgi alanına açılan minicik birer delikten farksızdı. Açlığı okudukça artıyordu.
Sayfa 69 - Kitap Zamanı·Kitabı okudu
Edebiyat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Sigarasını yaktı, iyi geceler dedi ve yoluna gitti. "Tepesini attırmaz mı insanın?" diye içinden söylendi. "Aynasıza bak, beni sarhoş sandı." Gülümsedi ve kendi kendine düşündü. "Galiba da sarhoştum," diye ekledi; "ama bir kadın yüzünün beni sarhoş edeceği aklıma gelmezdi."
Sayfa 42 - Kitap Zamanı·Kitabı okudu
Edebiyat
Sonunda o kadına rastlamıştı, bir gün gelip karşılaşacağına dair uzaktan uzağa bir umut beslediği kadına. Masada onun yanında oturmuştu. Onun elini elinde hissetmiş, gözlerinin içine baktığında güzel bir ruhun hayalini görmüştü. Bu ruhun pırıldadığı gözlerle, bu ruha bir ifade, bir biçim kazandıran et yığını olarak düşünmemişti, bu, onun için yepyeni anlatılmaz bir şeydi. Tanıdığı kadınları hep böyle, et yığını olarak düşünmüştü şimdiye değin. Onun eti ise bir başka türlüydü. Onun bedenini eksikliklere, hastalıklara hedef olmaya esir bir beden olarak düşünmemişti. Onun bedeni ruhunun kıyafeti olmaktan daha da fazla bir şeydi. Bu, onun ruhunun bir görünüşü, ondaki tanrısal cevherin saf, cana yakın billurlaşmasıydı. Tanrısallık hakkındaki bu fikri onu ürküttü; onu sarsarak, rüya aleminden alıp, ayık düşünceler alemine getirdi. Şimdiye kadar tanrısal olana dair hiçbir ipucu, hiçbir belirti ona ulaşamamıştı. Tanrı'ya hiçbir zaman inanmamıştı. Ruhani önderlerle ve onların, ruhların ölümsüzlüğü fikirleriyle tatlı tatlı eğlenip, daima dinsiz kalmıştı. Öte yanda bir hayatın bulunmadığına inanıyordu; hayat buradaydı, şimdi vardı, ondan ötesi sonsuz karanlıktan ibaretti. Kızın gözlerinde gördüğü şey ruhtu, asla ölmeyecek olan sonsuz ruh. Tanıdığı hiçbir erkek veya kadın, ona ölümsüzlükten haber vermemişti. Halbuki o vermişti. Kız, ilk baktığı dakikada fısıldamıştı onun kulağına. Yürürken kızın yüzü gözlerinin önünde solgun ve ciddi, tatlı ve hassas, ancak bir ruhun gülümseyebileceği şekilde, acıma ve şefkatle gülümseyerek ve kendi aklının alabileceği saflıktan da saf bir halde pırıldıyordu. Bu saflık Martin Eden'e bir darbe gibi geldi, onu ürküttü. O, iyiliği ve kötülüğü biliyordu; ama saflık, var oluşun bir niteliğiydi ve onun kafasına hiç girmemişti. Şimdi ise, ondaki saflığı,
Sayfa 39 - Kitap Zamanı·Kitabı okudu
Edebiyat
Dine Dair
Eğer Tanrı'yı bilmek isterseniz, bilmece çözmeye girişmeyin. Onun yerine çevrenize bakın, O'nu çocuklarınızla oynarken göreceksiniz. Evrenin derinliklerine bakın; O'nun bulutta yürüdüğünü, şimşekte kollarını uzattığını ve yağmurla yeryüzüne indiğini göreceksiniz. O'nun çiçeklerde gülümsediğini, sonra doğrulduğunu ağaçlarda el salladığını göreceksiniz.
Sayfa 43 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Güzelliğe Dair
Bir şair, bize Güzellikten Söz Et, dedi. O da yanıtladı: Nerede arayıp, nasıl bulacaksınız güzelliği; güzellik bizzat yolunuz ve rehberiniz değilse? Ve güzellikten nasıl söz edeceksiniz, sözlerinizi dokuyan o değilse? İncinmiş ve mağdur olanlar der k: "Güzellik şefkatli ve naziktir. Kendi ihtişamından yarı mahcup genç bir anne gibi dolaşır aramızda." Tutkulu olanlar der ki: "Hayır, güzellik kudretli ve dehşetli bir şeydir. Fırtına gibi ayağımızın altındaki toprağı ve başımızın üstündeki göğü sarsar." Yorgun ve bıkkın olanlar der ki: "Güzellik tatlı fısıltılardan oluşur. ruhumuzda konuşur. Sesi sessizliklerimize teslim olur, gölge korkusuyla titreyen zayıf bir ışık gibi." Ama yerinde duramayanlar der ki: "Dağların arasında bağırdığını duyduk, bağırtılarıyla birlikte nal sesleri, kanat sesleri ve aslanların kükremeleri duyuldu." Geceleyin kentin muhafızları der ki: "Güzellik şafakla birlikte yükselecek doğudan." Öğle vakti çalışanlar ve yolcular der ki: "Onu günbatımının pencerelerinden dünyaya eğilmiş gördük." Kış vakti karda mahsur kalanlar der ki: "Baharla birlikte gelecek tepelerden aşarak." Yaz sıcağında ekin biçenler der ki: "Onu güz yapraklarıyla dans ederken gördük, saçında da kar birikmişti rüzgârdan." Güzelliğe dair bütün bunları söylediniz, ama aslında ondan değil, giderilmemiş ihtiyaçlardan söz etmekteydiniz; hem güzellik bir ihtiyaç değil değil, coşkunluktur. Ne susamış bir ağızdır ne de uzatılmış boş bir avuç. Tutuşmuş bir yürek, büyülenmiş bir ruhtur. Ne görmek istediğiniz imgedir ne de duymak istediğiniz şarkı. Gözlerinizi kapatsanız da gördüğünüz imge, kulaklarınızı tıkasanız da duyduğunuz şarkıdır güzellik.
Sayfa 40 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat