Alpay Şirin

-Bir hanımefendi, ben uyurken resmimi çekmişti. Sabah bana gösterdiğinde irkilmiştim. Ölü gibiydim. Ben değildim. O resme baktığım anda ölümle uykunun ortak noktaları olduğunu hissetmiştim. Saatin alarmını neden hiç duymadığım konusu da netleşiyor. Benim sorunum aslında uyanamamak değil dirilememek. Bu arada insanların yaşlandıkça unutkan olmaya başlamalarının ruhsal bir açıklaması var mı? -Unutmak, zihnin savunma mekanizmasıdır. Unutmak, hastalık değil yetenektir. İnsanoğlu unutmasaydı, geçmişin sırtına bindirdiği yükün altından kalkamazdı. Zihnin, bireysel tekâmülüne katkı sağlamayan öğrenmişliklerin tüm detaylarını siler. İnsan zihninin sigortaları vardır. Duygusal gerilim yükseldiğinde devreye girer ve şalterleri indirirler. Ağlamak da zihnin savunma mekanizmalarından biridir. Ağladığında gözünden akan salgılar değil, içinde biriktirdiğin hüzündür. İnsan, böylesi savunma mekanizmalarına ihtiyaç duyar çünkü yaşam lekesi bazen hiç çıkmaz. Akıl hastalıkları zannedilen şey, aslında zihnin kendi kendini tedavi etme çabasıdır. Ruhsal gerilim artmış ve zihnin şalterleri devreye girmek zorunda kalmıştır. "Akli dengesi yerinde değil" sertifikasına kavuşan kişi, tüm sorumluluklarından arındırılmıştır. Hayatın gerginliğinden çekilip alınmıştır.
Sayfa 115·Kitabı okudu
Bakış Açısı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İnançların Ölümü
Ölüm, başımıza gelen en büyük felakettir. Aslında biz öyle anarız. Oysa, başımıza gelen şeylerin en ağırı, ilk anda üzerine iyi ya da kötü etiketini yapıştıramadıklarımızdır. Birine aşık olmak iyidir. İyinin de ötesinde muhteşemdir. İstediğin arabayı almak iyidir. Daha iyi ev de iyidir. Diğer tarafta ise ölüm kötüdür. Ayrılık kötüdür. Bir dostu yitirmek çok kötüdür. Peki, başa gelen olayın sonucunda kendini yitirmek nasıl bir durumdur? Eski kendine, sendeki manası silinmiş eski bir sevgili gibi yabancılaşmak hangi başlığa aittir? İyiye mi kötüye mi? Hiçbir insan uğradığı "eski" kendisinin arkasından kötü konuşmaz! Kucağına aldığı bembeyaz yenisine umutla bakmaması gibi bir ihtimal de söz konusu değildir. Acıyı körükleyen de işte bu ikilemdir. Başımıza gelen bazı hadiseler, bizde büyük izler bırakır. Bunların üstesinden gelmenin tek yolu zamana sığınmaktır. Başımıza gelen bazı hadiselerse, bizdeki büyük izleri siler. O günlerde zaman artık senin iksirin değildir. Zamanın tek yaptığı sana, gün geçtikçe o olayda silinenin izler değil, "sen" olduğunu anlatmaktır. Bu en zorudur. Bu en ağırıdır. İnandıkların, hissettiklerin, düşündüklerin, hatırladıkların ve unuttukların... Bunları silecek kudretteki yaşanmışlıklar, gerçekte seni silmişlerdir. İşte bu yüzden, ardından en çok ağlayacağımız ölüm, bizi biz yapan şeylerin ölümüdür. Bir kalecinin elleri koptuğunda, kopup giden iki el değil tüm bir yaşamıdır. Bir şarkıcının ses telleri işlemez hale geldiğinde, kaybedilen bir gırtlak değil tüm bir kimliktir. Yaşadığın bir olay, eski seni "sen" yapan şeyleri elinden aldıysa, o gün gerçekten ağır bir gündür. Çünkü, dünyaya yeniden gelmişsindir. O gün avazın çıktığı kadar ağlamak istersin ama annenin veya babanın yanı başında seni pişpişlemek üzere hazır beklemediğinden adın gibi
Sayfa 19·Kitabı okudu
Hayat
"Bana daha önce söyleyebilirdin. Neden benden sakladın?" "Çünkü senin bana patlamana dayanacak halim yoktu. David, benim yaptıklarımı beğenmene ya da beğenmemene bakarak sürdüremem yaşamımı. Artık bunu yapamam. Benim yaptığım her şey, senin yaşam öykünün bir parçasıymış gibi davranıyorsun. Sen baş kahramansın, ben oyunun yarısına kadar sahneye çıkmayan yardımcı oyuncuyum. Eh, senin düşündüğün gibi insanlar başoyuncu ve yardımcı oyuncu diye ikiye ayrılmazlar. Ben yardımcı oyuncu değilim. Benim kendime ait bir yaşamım var, seninki nasıl senin için değerliyse benim yaşamım da benim için değerli. Kendi yaşamımda kararlarımı kendim veririm."
Sayfa 233 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Odasının yalnızlığı içinde kızına bir mektup yazıyor: Sevgili Lucy, içimde büyük bir sevgiyle sana şunu söylemeliyim: Korkunç bir hata yapmak üzeresin. Kendini tarihin önünde aşağılatmak istiyorsun. Ama izlediğin yol yanlış. Onurunu yitireceksin. Kendinle yüzleşemeyeceksin. Sana yalvarıyorum, sözümü dinle. -Baban Yarım saat sonra kapısının altından bir zarf atılıyor. Sevgili David, beni dinlememişsin. Ben senin bildiğin kişi değilim. Ben bir ölüyüm ve beni yeniden yaşama döndürecek şeyin ne olduğunu da henüz bilmiyorum. Bütün bildiğim, buradan gidemeyeceğim. Sen bunu göremiyorsun, senin görmen için daha başka ne yapabileceğimi bilmiyorum. Sanki özellikle odanın, güneş ışınlarının ulaşamayacağı bir köşesinde oturmuş gibisin. Senin şu üç maymundan biri olduğunu düşünüyorum, hani elleriyle gözlerini kapatan. Evet, benim tuttuğum yol yanlış olabilir. Ama çiftlikten şimdi ayrılırsam, yenilmiş olarak ayrılacağım ve ömrümün sonuna kadar da bu yenilgiyi tadacağım. Sonsuza kadar çocuk kalamam. Sen de sonsuza kadar babam kalamazsın. Benim iyiliğimi düşündüğünü biliyorum ama benim ihtiyacım olan kılavuz sen değilsin, şimdi değilsin. -Sevgiler, Lucy
Sayfa 191 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Neden bu görevi üstlendi David? Bev Shaw'un üzerindeki yükü hafifletmek için mi? Bunun için, torbaları çöp yığınının üstüne atıp arabayla oradan uzaklaşması yeterdi. Köpeklerin yüzünden mi? Ama köpekler ölü; hem zaten köpekler onur ve onursuzluk diye bir şey bilirler mi? Öyleyse kendisi için. Kendisinin dünya kavramı böyle olduğu için; o dünyada insanlar, işleri bitirilirken daha uygun bir biçimde olsunlar diye leşlere kürekle vurmazlar. Köpekler istenmedikleri için kliniğe getiriliyorlar: Çünkü bizden çok var. İşte bu noktada David onların yaşamına giriyor. Onların kurtarıcısı olmayabilir; onun gözünde köpeklerin sayısı fazla olmayabilir; ama köpekler kendilerine bakamayacak, kesinlikle bakamayacak duruma geldiklerinde onlarla ilgilenmeye hazır, hatta Bev Shaw onlardan bıkıp elini çektiğinde bile. Köpek-adamı demişti bir gün Petrus kendisi için. Eh işte, şimdi David de köpek-adamı olmuştu; köpek defnedicisi, köpek psikologu, bir harijan.
Sayfa 173 - Can Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat