Peyami Safa yine mistisizm yüklü bir eser bırakmış ardında. Romanın özellikle son 40 sayfası benim diyen materyalisti bile düşünceye sevk edecek şekilde didaktik yorumlara sahip.
Her şeyin bir dengeye sahip olması gerektiği, insanın ancak madde ve ruhun birleşimiyle bir şahsiyeti olabileceğine gerektiğine dair savlarını; işin ruhi ve mistik kısmına bana göre gereğinden fazla ehemmiyet verip muvazeneyi biraz saptırmış gibi geldi bana.
Buna rağmen özellikle Ferit’in yaşadığı olaylar karşısında kendini içinde bulduğu ikilemler ve karakterlerin duygudurum tahlillerini kendimden de pay biçerek son derece başarılı buldum.
Psikolojik roman arayanlar için kesinlikle önerilebilecek bir eser fakat yine de içinde yer alan mistik olayların sayısı ve şiddeti düşünüldüğünde romandan tez vakitte soğuyabilecek kişiler olduğunu da göz ardı etmemek gerek.
Yalnızız romanından yaklaşık 1 sene sonra okuduğum ikinci eseri.
Bana kalırsa 60-70 yıl önce yazılmış bu kitap günümüzde de tüm canlılığıyla güncelliğini koruyor:
Günümüzün kentli insanı da Doğu ile Batı arasında bir yerde, bocalıyor. Bugünün aşkları da tıpkı buradaki gibi tarafların birinin ya da belki ikisinin birden ne istediğini tam bilmemesinden ötürü mahvoluyor.
İnsan, yaşamadan olgunlaşmıyor. Orhan'ın bir ruha sahip olduğuna kani olması için sevmesi gerekti. Vedia karakterinin sadece ama sadece Orhan'ı sevdiğine kani olması için Orhan'ın kendisinden uzaklaşması gerekti, başka türlüsü günümüzde de pek mümkün görünmüyor ya. Kaçan kovalanıyor, kıymet hep kovalayan kaçınca biliniyor...
İyi insanların son derece gerçek ve belki de fazlaca vurucu olan bu hikayesini okumanız tavsiyesiyle..
Kitabın ortasında yediğiniz bir tokat var. Kitabın sonunda da daha şiddetlisini ve huzur veren bir başkasını yiyorsunuz.
Uzun yıllar hafızanızda yer edecek ve belki de hayatınızı şekillendirecek bir mesaja sahip çok etkileyici bir eser olmuş.
Hayatta her şey zıddıyla vardır ve onunla anlam kazanır. İnsanın içinde de iyilikle kötülük bir arada yaşar. Bazılarında bunlardan biri hepten uyur, çoğusunda ise bitmez bir kavga halindedir. İnsan, ancak ve ancak içindeki kötüye hükmedebilirse iyi bir insan olabilir. Bu kitapta da temelde iyiliğin ve kötülüğün kaynağının ne olduğu ve özgür iradenin varlığı işlenmiş.
Uzun zamandır bu kadar doyurucu, hem felsefi hem kurgusal açıdan bu kadar haz veren bir kitap okumamıştım. Karakterler içinse denecek çok şey var elbet ancak, bana kalırsa her birimizin herhangi bir ön bilgi ya da ön yargı olmadan bu kitabı okumaya başlaması lazım. Böylece her karakterin içinde kendimizden ve hayatın içinden bir şeyler bulabiliriz diye düşünüyorum.
Kısaca, okunması ve okutturulması gereken eserler arasında bana kalırsa zirvelerde yer alıyor bu kitap. İyi ki varsın Hamilton ailesi, iyi ki varsın Steinbeck ve de iyi ki kalemin dökülmüş tüm bunlar.
Fransız yazar Proust'un başyapıt serisinin ikinci kitabı olan bu eserde otobiyografik ögeler içeren sanatsal bir anlatım mevcut. Kitabı okuyacaklara naçizane birkaç tavsiyem olabilir
1. Mümkünse
Okunabilecek en akıcı klasik romanlardan biri kesinlikle. İnanılmaz bir kurgu ve insana umut veren bir olaylar zincirine sahip. Kesinlikle okunması gerektiğine inanıyorum.