Hayat böyleydi işte! Ne kadar boş, ne kadar kısaydı… Sadece hayattakilerin canı acırdı. Öldükten sonra acı duyulmazdı. Ölmek, uyumak demekti. Durmak, istirahat etmekti. O halde neden ölmeye razı olmuyordu?
Ah, ben niçin böyleyim? Ne olurdu ben de onlar ve herkes gibi bu hayattan zevk alacak his ve kabiliyette olsaydım da onlar gibi bu sefalet içinde kayıtsız ve gönül rahatlığıyla yaşayabilseydim… Onlar gibi bu dedikodularla, bu konularla, bu oyunlarla yetinebilseydim… Ve ruhum bu azap duyduğu elzem ihtiyaçlarla beni harap ve helak etmeseydi..
Bugünkü yaşayışımız bir insan yaşayışı mıdır? Buna gerçek anlamda bir hayat demek doğru mudur? Böyle yalnız hayvanca zevklerle yetinmek için insan son derece ilkel olmalıdır.Yalnızca ye, iç, uyu... Ne bir sanat endişesi,ne estetik bir zevk... Ne de bir değişme ve gelişme arzusu. Sadece horultulu bir uyku!Hem şurasını siz iyice aklınıza koyunuz ki,uygarlık yıkmak değil, yapmaktır ve ben, insanlığı aydınlatacak önemli bir keşifte bulunan bir milleti, yüz büyük savaşı kazanmış millete bin kere tercih ederim.
Ne ben herhangi bir kişiye benziyordum ne de herhangi bir kişi bana. ‘Ben tek başınayım, onlarsa hep birlikte!…’ diye derin hayallare dalmaktan kendimi alamıyordum.