“Başarıya ulaştığında alkışlayanlar, sen yoksulken seni görmezden gelenlerdi.”
Jack London’un hayatıyla büyük paralellikler taşıyan bu roman, aynı zamanda yazarın kendi içsel hesaplaşmasının ve edebi dünyaya dair hayal kırıklıklarının da bir yansımasıdır. Derinlikli dili ve güçlü temalarıyla her okuyanın kendinden bir şey bulabileceği, etkileyici bir başyapıttır.
Bu kitap, kendi kendini eğiten, alt sınıftan gelen bir gencin, hem edebi başarıya hem de aşkına ulaşmak için verdiği müthiş mücadelenin hikâyesi. Martin, bir kız uğruna okuma-yazma sevdasına kapılıyor ama zamanla yazarlık onun için bir tutkuya dönüşüyor. Sayfalar ilerledikçe hem onun yükselişine hayran kalıyorsun hem de çevresinin ikiyüzlülüğüne sinir oluyorsun. En çok da şunu sorgulatıyor: Gerçek başarı nedir? Uğruna çabaladığımız hayat gerçekten bizim istediğimiz hayat mı, yoksa başkalarının onayladığı bir versiyonu mu?
Martin Eden, sadece bir başarı hikâyesi değil…
Bu kitap, toplumun dayattığı sınırlara karşı bir adamın içsel savaşını anlatıyor.
Bir kıza âşık oluyor, onun dünyasına girebilmek için kendini eğitiyor.
Yazıyor, çabalıyor, başarıyor…
Ama sonunda şu soruyla baş başa kalıyor:
“Ben kimim? Ve gerçekten ne istedim?”
Okurken kendini, hayallerini, mücadelelerini sorguluyorsun.
Bitirdiğinde ise, bir süre hayata susuyorsun..
Inst.@paktelinkitapligi