Pek çok insan bu belirsizliğin etkisiyle mahvolmuştur. Böyle bir insan başarmak istediği amaç veya arzuyu düşündüğünde aklındaki ilk soru, 'Bunu yapmak için ne gerekir?" değil, "Ben bunu yapabilir miyim?" sorusudur. Bu sorunun anlamı şudur: "Bunun için doğal yeteneğim var mı?" Örneğin, "Dünyada her şeyden çok bir besteci olmak istiyorum ama nasıl besteci olunduğuna dair en ufak bir fikrim yok. Beni bir şekilde besteci yapacak o gizemli yeteneğe sahip miyim?" İnsan, aklın üstünlüğü gibi bir fikri asla duymamıştır fakat bilincinin karanlık labirentleri içinde ümitsiz bir araştırmaya girerken insanı yönlendiren de bu fikirdir (bu araştırma ümitsizdir çünkü varoluş dikkate alınmadan kişinin bilinci hakkında hiçbir şey öğrenilemez).
İnsan, arzusundan hemen o anda vazgeçmezse, onu başarmak için belli belirsiz çabalar. Herhangi bir küçük başarı insanın arzusunu artırır: Bu başarıyı neyin sağladığını ve onu tekrarlayıp tekrarlayamayacağını bilmez. Herhangi bir küçük başarısızlık her şeyin bitmesidir: O bu başarısızlığı söz konusu mistik lütfa sahip olmadığının İspatı şeklinde anlar. Bir hata yaptığında kendine, "Neyi öğrenmem gerekir?” diye sormaz "Problemim ne?" diye sorar. Asla gelmeyecek otomatik ve her şeye kadir ilhamı bekler. Gözleri kendi iç dünyasında bulunan, gittikçe büyüyen o hiddetli kendinden şüphe etme canavarına odaklanmış halde, kasvetli bir mücadele üstüne yıllarını harcarken, varoluş onun zihinsel görüş alanının etrafında görünmeden dolaşır. En sonunda da insan pes eder.
"Besteci" olmanın yerine bilim adamı olma, iş adamı olma, muhabir veya baş garson olma, zengin olma, arkadaşlar bulma, kilo verme gibi herhangi bir başka meslek, amaç veya arzu gelir ancak tutum aynı kalır. Bu tutumun kurbanlarının hepsi olmasa da bazıları sahtekârdır. "Doğuştan yetenek”