Erken Cumhuriyet döneminde Sosyal Darwinist bir vurgu ile “Milli Mücadele” adı altında yeniden kavramsallaştırılacak İstiklâl Harbi, ki ilerleyen yıllarda ad olarak “Kurtuluş Savaşı” ifadesi tercih edilecektir, katılımcılarının çoğunluğu tarafından “cihad” olarak görülmüş, liderleri Mustafa Kemal de bunu dile getirmeyi tercih etmiştir.
Lenin’e gönderdiği bir mektupta, kuvvetler ayrılığının, bunlara ilâveten, “Batı’da kapitalist sınıfın tüm millet üzerinde hakimiyet kurmak . . . için ustaca tezgâhladığı” bir sistem olduğunu vurgulamıştır; ancak, “sosyalist” jargon kullanarak yaptığı bu yoruma herhalde kendisi de inanmamıştır.
Mustafa Kemal de meclisin nasıl
oluştuğundan ziyade onun “genel irade”yi belirleme yetkisini ön plana çıkartmış, büyük kitlelerin doğrudan katılımının imkânsızlığını göz ardı
etmiştir.
Mustafa Kemal, Garbçı hareketten etkilenen bir bilimci ve Türkçü olarak, Müslüman milliyetçiliğini, tasavvurunun bir sonraki aşamasında işlevselleştiremeyeceğini düşünmüş; bu ideolojinin takipçileri ile arasındaki ilişkinin, zafer sonrasında terkedilecek bir modus vivendi karakteri taşıdığını varsaymıştır.