Ömer

Ömer
@Pascalian
«Yusuf’un masalı neden Yusuf’la başlamıyor? Bir Şivekâr varmış, bir genç kız, Yusuf yokmuş.»

Ömer

, bir kitap okudu
Puan vermedi·192 syf.·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2026 00:00
·
2026 3. kitabı
Emil Michel Cioran
7.5/10 · 14,5bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
EZELÎ MÜLAHAZALAR
Son zamanlarda eve dönmenin imkansızlığına dair düşünürken tekrar Ezel izlemeye başladım ve bunca zaman hikayeyi yanlış yerinden okuduğumu farkettim. Mesele bir intikam duygusunu serdetmekten ibaret gözükse bile eve dönmenin ve inanmanın imkansızlığı üzerine kurulmuşken bunu yaşayanlar bile farkedemiyor. Bir çatıda Ömer Eyşan’a beni gerçekten seviyor musun dediğinde aldığı “hayır insan hep sevdiğini hırpalar” cevabının gerçekliğine rağmen farklı bir çatıda Ezel eve dönmenin zorluğuna isyan ediyordu. Eyşan, sanki tüm yalanlarına ve yarım cümlelerine rağmen başından beri doğruları söylemişti. İnsan en çok sevdiği yeri kırar, en çok orada dağılır. Sığınmak için kurduğu ev her zaman kendi elleriyle yıktığı ilk yer olur. Tabii bu gerçekler Ömer’e inkişaf etmediği gibi ileride göreceğimiz üzere Ezel’e de bu sırrın tecellî etmediği açıktır. «Yok Ramiz, hiçbiri değilmiş. Unutulduk, aldatıldık öldürüldük ya daha ötesi mi var? Ama hiçbiri değilmiş biliyor musun, en zoru eve dönmekmiş.» Bunca ıstırabın içinden geçip kendini başkalaşmış sanırken insan, nihayetinde yine o eski eşiğin önünde soluklanması da başlı başına mukadderatın cilvesi değilse bile ince bir istihzasıdır. Ne var ki bu hâlin tesadüfle izahı mümkün gözükmemektedir. Çünkü insanı gerisin geriye çağıran sandığından daha derinlere kök salmış bir saiktir. İntikam denilen o müphem temayül, her şeyden evvel geçmişte yarım bırakılmış bir hesabın, kapanmamış bir defterin ısrarla hatırlatılmasıdır. Olmuş olanın karşılıksız kalmaması arzusu, insanı farkına varmadan kendi geçmişine hapseder. Bu temayül, zihinde ilk tomurcuklandığı andan itibaren acıya garip bir suret ve hızla haz kisvesini giydirir; yara kabuk bağlamaz, bilakis her yoklayışta ince bir zevk vehmiyle yeniden kanatılır. Böylelikle insan kendi sızısının
1000Kitap
Koğuşta otuzlu yaşlarına yaklaşmış sessiz, sakin, ağırbaşlı, güleç harbi delikanlı bir çocukla tanıştık. Laf açılınca muhabbet ediyor, cana yakın davranıyor, gülüyor vesaire ama ne zaman tek görsem içten içe bir çığlık duyuyordum. Herkesin eve -eğer öyle bir yer varsa- dönünce yapacağı dünyevi zevkleri, tutkuları, arzuları konuştuğu ortamda çocuğun dışarıya dair hiçbir özlemi yoktu, keşiş gibi yaşıyor uykuya dalacağı zaman eski bir duayı mırıldanıyordu - âh mine'l-aşkî ve hâlâtihi / ahraka kalbî bi-harârâtihi. Gel zaman git zaman gecenin ayazında, bilenler bilir üşümeden içilen sigaraya tutunduğun bir zaman vardır, denk düştük. Henüz konuşmadan anlaşılmıştı bazı çığlıkların bu sefer sesli çıkacağı. Evvelden uzun süren bir ilişkisi bitmiş, askere gelmeden önce de hanımefendinin sözlendiğini görmüş. Dışarıdan bakınca kamuflajın içinde kurşun geçirmeyecek kadar güçlü ve sağlam duran adam bir duman sonra döküldü, eğildi, büküldü ve mırıldanmaya başladı. Müzik keyfimiz olmadığı için bir saz bulup telini titretecek ne hâlimiz vardı ne de yeteneğimiz fakat insanın içi dolunca nağmeler kendiliğinden dökülürmüş. Biz de gecenin ayazında, dumanı göğe savrulan sigaranın arasından birkaç türkü mırıldandık. “Eğil dalga bükül demir / Güzelliğin gerçek değil” diye başlayan bir sızı düştü dilimize; ardından söz kesildi, türkü konuştu. İnsan elbet bir gün ev dediği yerin kendisini içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edecektir. İşte o an, dünyaya ilk baktığı zamanki saflık yavaş yavaş geri çekilmeye ve silikleşmeye başlayacaktır. Çünkü saflık, insanın dünyaya henüz hesap tutmadan bakabildiği kadîm zamana aittir, bizler kin güder hesap tutarız. Ardından masumiyet çözülecek, kalpteki o eski güven, insanların ve hayatın sandığımız kadar temiz olmadığını öğrendikçe usul usul
Evet, yaşamında pek çok şeyi göğüsleyebilirdi ama, insanın hiçbir desteğinin bulunmaması da hoş bir şey değildi.
1000Kitap
Dürüst bir insan duayı gereksinmezdi.
1000Kitap