Bu kitap bir nevi derleme. Önsöz kısmında da bu konuya detaylı orak değinilmis. Kitap dört ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümde , Tolstoy'un hadisleri derleyerek olusturdugu kitabına yer veriliyor. Kitabın orijinal adı " Muhamedd'in Kur'an'a Girmemiş Hadisleri". Bu hadis kitapçığı yazıldığı zaman diliminde bu isimle basılmış. Ancak kitap derlenirken bu isim metodolojik olarak hatali bulundugu için "Hz. Muhammed" olarak degistirilmis. Bu bölümde toplam doksan üc hadis yer alıyor ; ancak bunlardan yirmi üçünün kaynağına ulaşılamamış. Yani muallakta olan hadisler var. Kitabın reklamında kullanılan "gizlenen" ifadesi aslında bu kısmı kapsıyor. İşin gerçeği gizlenmemis de. Tolstoy inanç ve tanrı arayışı içindeyken hadisler ile tanışıyor. Hz Muhammed' e hayranlık besliyor ve bu hadisleri derleyerek kitaplaştırıyor. Zamanında bu kitabın basımı da yapılıyor ancak geniş kitlelere yayılması önlenmeye çalışıldığı iddiası var. Çünkü Tolstoy halkı üzerinde büyük bir etkiye sahip ve onun İslam'a olumlu bakışı bir çok kişinin müslüman olmasına neden olur diye düşünülüyor. Lakin bu fikirler delillerle kesinlestirilmedigi için yorumdan ibaret kalıyor.
Kitabın 2. Kısmında ise Tolstoy ve Yelena Vekilova adlı bir kadının birbirlerine yazdıkları mektuplardan oluşuyor. Bu kadının kendisi Hristiyan ancak müslüman bir adamla evli.Çocukları Hristiyan olarak yetişiyor ancak yetişkin yaşlarına geldiklerinde İslamiyete daha yatkın oldukları kanaatine variyorlar. Dönemin Rusyası'nda çocukların kendi halkının huzuru için İslam'i kabul etmek istemeleri halinde ; anne-baba farklı bir dine mensup olsa dahi cocuklarının din değistirmeleri konusunda baskı yapamazmış. Yelena Vekilova da bu düşünceden hareketle durumu Tolstoy' a bildirip , çocuklarının kimliklerine hangi dini yazdırmasının daha
Edebiyat severlere tavsiye edeceğim harika bir deneme kitabı. Nazan Bekiroğlu üslubunu bilenler bilir kendine hastır. Çetrefilli bir tarzı vardır. Kelimeleri ahenkle dans ettirir adeta.
Kavramlar, yazarlar, filmler, eserler üzerine dopdolu bilgiler içeren ; ancak bilgilerin kuru kuruya verilmediği, cümleler, paragraflar içine sindirildiği okuması keyifli sayfalar... Oturup bir nefeste okumayin. Yavaş yavaş , hergün birkaç deneme okumak daha keyifli. Bir kitapta hem bilgi bulmak hem de ondan şiirsel bir tat almak, ikisini bir arada sunan harika bir çalışma olmuş. Yazarın kalemine ve ruhuna sağlık. Zira o naif ruhunun kelimelere yansıdığı aşikar.
...
Bu satırları 12 Mart’ta yani “İstiklâl Marşı”nın kabulünün yıldönümünde yazıyorum ve dönüp Akif ’e baktığımda onun hiçbir şeyi olmasa bile “İstiklâl Marşı”nın yazılış serüveni sırasında yaşadıklarının içime insanlara dair iyi ve güzel duygular doldurduğunu görüyorum.
Akif 23 Nisan 1920’de açılan I. Meclis’te Burdur milletvekilidir. Benzeri görülmemiş derecede zor şartlar altında varlık yokluk savaşı, istiklâl mücadelesi verilen o günlere milletçe, birbirini takip eden savaşların, felaketli yılların içinden geçerek gelinmiştir. Mücadeleye katılmak için İstanbul’dan Anadolu’ya yanında oğlu Emin ve içinde bir kat çamaşır olan yüküyle geçen Akif, Ankara’da Tacettin Dergâhı’nda orta büyüklükte bir odada kalmaya başlamıştır. Eşyası bir kilim, köşede paslı bir semaver, bir sedir ve benzeri şeyler olarak hatırlanan bu oda “İstiklâl Marşı”nın da yazıldığı yerdir.
Bir milli marşa duyulan ihtiyacın dile getirilmesi üzerine 1920 yılı sonlarına doğru Maarif Vekâleti, milli marş güftesi için yarışma açmıştı. Birinci gelecek şaire 500 lira ödül verilecekti. Akif bu yarışmaya para ödüllü olduğu için katılmadı. “Ödül için ‘İstiklâl Marşı’ yazılmaz” diyordu. Fakat yarışmaya 724 şiir gelmesine rağmen hiçbiri birinciliğe değer gibi görünmüyordu. Dahası herkes bu şiiri yazabilecek tek kişinin Burdur mebusu Mehmet Akif olduğunu biliyordu. Bunun üzerine o sırada Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi, Akif ’e kısa bir mektup yazarak para ödülü meselesinin bir biçimde halledilebileceğini bildirdi ve ondan yarışmaya katılmasını rica etti. Bunun üzerine Akif yarışmaya katılmayı kabul etti.
Arkadan gelen günlerde Akif, yoğun bir heyecan, taşkın bir ilham ve cezbeli bir ruhla şiirini yazdı. Meclisteki masasında, bazen bir mısraın ateşiyle uykudan uyanıp kâğıt bulamayınca