Bir adam tanıdım, kafasız bir kadına yaşamının yirmi yılını verdi, her şeyi feda etti ona, dostlarını, emeğini, dürüstlüğünü bile, ama bir akşam, kadını hiç sevmemiş olduğunu anladı. Canı sıkılıyordu hepsi bu, insanların çoğu gibi canı sıkılıyordu
Başarılı bir anlatıcı olmadığım gibi hissettiğimi bakışlarımla göstermeyi de bilmiyordum.Ona bakarken onun gökyüzüne bakarken hissettiği şeyi hissediyordum,belki biraz daha fazlası.Acıyla karışıktı bu his.Sanki ben hep ona bakacakmışım,o beni hiç görmeyecekmiş gibi bir his.Tam karşımdayken bile beni görmediğini sanıyordum.Neden bakışının ulaşmak istediği yer değildim?Neden ben onun liman olduğunu düşünürken o bir gemi gibi liman arıyordu?İnsanların birbirine varması hiç mümkün olmayacak mıydı?
Mümtaz Erdem
Bizim küçük Anadolu şehirlerimizde bu müzmin evlenme hastalığı daima hüküm sürmektedir. En kuvvetliler bile bir iki sene dayanabildikten sonra bu amansız mikroptan yakalarını kurtaramazlar ve kör gibi, önlerine ilk çıkanla evleniverirler. Tabi bu evlenmede herhangi bir müşterek hayattan ziyade, erkek için evde bir kadın bulunması; kız için de " münasipçe bir kısmet" varken kaçırılmaması düşünülmüştür.