Deryaa

"Neden bir ilkokul öğretmenleri sayfası icat edilmez ki? bizim siyah önlükler, beyaz yakalarla ilkokula gittiğimiz vakitlerde pek modaydı, başta öğretmenimiz olmak üzere herkes büyüyünce ne olmak istediğimizi merak ederdi. Hem vardık, hem yoktuk… Gerçek olalım istiyorduk, bir ağızdan yanıtlıyorduk öğretmenimizi: doktooor, pilooot… Şimdi düşününce zavallılığımıza gülüyorum. Aslında ellili yaşlarıma kadar gerçek cevabı ben de bulamamıştım. Ama artık eminim… seçme şansım olsaydı, kayısının üstündeki çil olmak isterdim ben… Taze yaz güneşinin altında arı kuşlarıyla gevezelik etmek ve kalbinin yerinde sert bir çekirdek taşımak ne güzel olurdu. O zaman böyle tökezleyen, gittiği yeri bilmeyen ayaklarım olmazdı..”
Sayfa 55·Kitabı okudu
Reklam
Puan vermedi·104 syf.··
Beğendi
·
2021 24. kitabı
Yeni bir yazarla tanıştığım vakit didiklemeden edemem acaba az da olsa benzer noktalarımız var mı? Her yazdığını da kendi kişiliğinden bir parçaymış gibi algılarım çoğu kez- oysa ki olmayabilir de- ama ben öyle kabul ederim. Hakan Sarıpolat’ın hayal odasına konuk olduğumda, ağaçları, kuşları, hayvanları, masalları, çocukları, sevgiyi, hayatın narinliğini, ızdırap dolu yüreklere su serpmeye hazır duranları gördüm. Sevdim. Yazarı özel kılan, kendi içimde bir araya getiremediğim cümlelere hayat vermesi oldu. İnsanlara unutulmuş bir çok duyguyu hatırlatan öyküleri seviyorum. Bu hikayeleri okumak değişen ve bozulan dünyada bana yalnız olmadığımı hissettiriyor. “zincir” hikayesinde ; yazgısı kötü olan hikayelere iliştirilmiş bir yaşamdı Ali İmran’ın varlığı. Cebo’nun onun için söylediği şu sözler bu karakter hakkında düşündüklerimizle birebir örtüşmüyor mu? ; “çok kötü şeyler yaşamış garibim. Öyle hayat yaşayan bir insan cami hocası olacak değildi ya. Bu yüzden hiçbir zaman kızmadım ona. Hayatın sillesini yiyenlerdendi.” Bizler de kızmadık, kızamadık. İçindeki karanlık yolda hiç ışık yanmayan ve yolunu kaybeden küçük çocuk, karanlığa alıştırıyor gözlerini.. Ali İmran, Behram’la karşılaşmamış hiç.. Atlıkarıncaya binmemiş, annesinin sıcaklığını yeniden hissetmemiş… kuytularda unutulmuş, örselenmiş, dayak yemiş, suskunlaşmış, sevilmemiş… İlk kez aşık olduğu vakit çözülmüş dilinin mührü, kendisine uzanan ellerin sıcaklığı ile görmüş ışığı ilk kez ve başka birine dönüşmüş… Zincir oldukça güzel bulduğum bir öyküydü kısaca… “satılık melek tüyü” bir büyüğünün kaybını yaşayanlar için duygusal bir öyküye dönüşebilir. Ben çocuğa yoğunlaştım daha çok okurken ve bir gülümseme oluşturdu yüzümde. “demek sonunda ölmüştü anneannem” Çocuğun hikayesi böyle başlıyordu. Çocuklar yani
CısHakan Sarıpolat · İthaki Yayınları · 2021439 okunma

Deryaa

, bir kitap okudu
Puan vermedi·284 syf.·
Beğendi
·
2021 35. kitabı
Hamdi Koç
7.3/10 · 230 okunma
“lanetli ve kısır hayat, yalnız cimrilikle geçendir – harcamayan, tehlike peşinde gitmeyen, arzulamayan, sırf ılımlılıktan ve iyi geçinmekten ibaret sefil bir huzurdur”
Sayfa 33·Kitabı okudu
8/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2021 33. kitabı
Sanırım okumaktan en çok zevk aldığım “önsöz”leri kazancakis yazıyor. Kısacık metne büyük anlamlar sığdırıyor ; “dünyayı dolaşmak; yeni toprakları, denizleri görmek, insanlarla fikirleri bulmak- hepsine ilk defaymış gibi uzun uzun bakmak (bakmak ve doymamak); sonra da gözlerimi kapamak ve zenginliklerin içimde kristalleştiğini, istedikleri gibi usulca ya da fırtınayla çöktüğünü hissetmek, ta ki Zaman onları ince eleğinden geçirinceye, tüm acı ve sevinçlerin tortusu süzülünceye kadar. Bence yürekteki bu simya ilmi, İnsan’a layık, muazzam bir zevktir. Çünkü insan böylelikle yalnız kendini tanımakla kalmaz; çok daha önemlisi, çılgın ve vakur benliğini, acılı başıboş İnsanlık ordusunun içinde savurarak, yumuşatarak aşabilir. Ben çok gezdim, ruhumun korsanlıklarıydı bunlar; acıyan yürek oyalansın diye..” s.11 Kitabın ilk kısmı olan “ispanya” başlığı altında yazılanlar daha çok ; geçilen kentler ve yüzler, tarihin dolambaçlı yolları, insanlığın geldiği nokta, değişenler ve değişmeyenler, mekanın ve zamanın öğreticiliği ve bilge kıldığı insanlar.. Kazancakis, gözlerini kapar ve daha net hatırlamaya çalışır yaşadıklarını, bunları anlatmak ister okuyucusuna, aynı yolda olanların bir nebze sıkıntısını azaltmak ve kendi yüreğinin haykırışını duyurmak için. Hatıralarında İspanya’yı dolaşmaya başlarız.. İlk kez 1937 yılında basılan bu kitap yazarın en çok beslendiğim dediği “gezilerini ve düşlerini” içererek, El Greco’ya Mektuplar ve o büyük romanı Zorba’ya giden bir yol taslağı aynı zamanda. Kitaplarında fark edileceği üzere kazancakis, Tanrı ile zaman zaman çocuksu bir kavgaya tutuşur. Bu kitapta karşılaştığı insanları anlatırken de kendi gibi olanlara ağırlık verir sanki. Bu insanlar üzerinden dinin kutsiyetini, dokunulmazlığını kırar ; “tombalak bir köylü yere tükürerek
Edebiyat
İspanya, Yaşasın ÖlümNikos Kazancakis · Can Yayınları · 2019208 okunma