Deryaa

Deryaa
23 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
“…bilmediğim zamanlardan beri seni sevmiş seni beklemişim ben”
Puan vermedi·80 syf.··
Beğendi
·
2020 140. kitabı
·
Seyit karakterinin anılarında rastladığımız iki isim Cemile ve Danyar ; Geleneklerle ve köy yaşantısı ile çerçevelenmiş bir yaşantı içinden kendi masalsı birlikteliklerini yaratırlar. Cemile karakterindeki başkalık ile kendisini belli eden, dikkatleri üzerine çeken biridir, Danyar ise içine kapanıklığı ve dürüstlüğü ile sadece anlayanlara görünebilen bir karakterdir. Cemile’nin çok az tanıdığı, birliktelik yaşadığı kocası da dahil köyün erkeklerinin askerde olması nedeniyle kadınlara iş düşer günün birinde ve onbaşı Orozmat Cemile ile Seyit’e birer araba tedarik ederek tahılları istasyona taşıma görevini verir. Yanlarına bir de Danyar verilecektir, onlara göz kulak olması adına. Bundan sonra gelişecek olaylar ikili arasında bir sevgi oluşturacaktır. Cemile’nin güzelliği, uçarılığı, Danyar’ın gecede söylediği türküler… öyle sessiz gelişen bir sevgidir ki okuyucuyu çabucak yanına çekmeyi başarıyor. Seyit’in kitabın sonunda söylediği cümleler henüz okumadan bizim de içimizde sıralanıveriyor, git Cemile, pişman olma, yiten inancınsa Danyar’a yaslan… Arka planında savaş olan hikayede köylünün tabularına, namus anlayışına, baskılarına cesurca bir direniştir Cemile ‘nin varlığı… Ne istediğini bilen birisidir. Danyar’ın tek bir gömleği vardır –yıkayıp da kurumadan üstüne geçirdiği – başını sokacak bir evi yoktur. “hiçbir mülkü yoktur kalbinden başka” ama bir kadının ruhuna dokunan bakışları, türküleriyle soluklandırdığı, an’ı değerli kılan geceleri vardır. Hikayenin nereye varacağı başından bellidir. Ve bir gün Cemile ile Danyar fundalar arasında bir patikada kendi hikayelerini yazmak için yanyana yol alıp giderek görünmez olurlar. Onları bekleyen sonu bilemeyiz ama mutlu olmalarını yürekten dileriz. Bu latif aşk duygusuna bir de doğanın betimlenişi eklenince ortaya tadı
Edebiyat
CemileCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 201944,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·104 syf.··
Beğendi
·
2021 24. kitabı
Yeni bir yazarla tanıştığım vakit didiklemeden edemem acaba az da olsa benzer noktalarımız var mı? Her yazdığını da kendi kişiliğinden bir parçaymış gibi algılarım çoğu kez- oysa ki olmayabilir de- ama ben öyle kabul ederim. Hakan Sarıpolat’ın hayal odasına konuk olduğumda, ağaçları, kuşları, hayvanları, masalları, çocukları, sevgiyi, hayatın narinliğini, ızdırap dolu yüreklere su serpmeye hazır duranları gördüm. Sevdim. Yazarı özel kılan, kendi içimde bir araya getiremediğim cümlelere hayat vermesi oldu. İnsanlara unutulmuş bir çok duyguyu hatırlatan öyküleri seviyorum. Bu hikayeleri okumak değişen ve bozulan dünyada bana yalnız olmadığımı hissettiriyor. “zincir” hikayesinde ; yazgısı kötü olan hikayelere iliştirilmiş bir yaşamdı Ali İmran’ın varlığı. Cebo’nun onun için söylediği şu sözler bu karakter hakkında düşündüklerimizle birebir örtüşmüyor mu? ; “çok kötü şeyler yaşamış garibim. Öyle hayat yaşayan bir insan cami hocası olacak değildi ya. Bu yüzden hiçbir zaman kızmadım ona. Hayatın sillesini yiyenlerdendi.” Bizler de kızmadık, kızamadık. İçindeki karanlık yolda hiç ışık yanmayan ve yolunu kaybeden küçük çocuk, karanlığa alıştırıyor gözlerini.. Ali İmran, Behram’la karşılaşmamış hiç.. Atlıkarıncaya binmemiş, annesinin sıcaklığını yeniden hissetmemiş… kuytularda unutulmuş, örselenmiş, dayak yemiş, suskunlaşmış, sevilmemiş… İlk kez aşık olduğu vakit çözülmüş dilinin mührü, kendisine uzanan ellerin sıcaklığı ile görmüş ışığı ilk kez ve başka birine dönüşmüş… Zincir oldukça güzel bulduğum bir öyküydü kısaca… “satılık melek tüyü” bir büyüğünün kaybını yaşayanlar için duygusal bir öyküye dönüşebilir. Ben çocuğa yoğunlaştım daha çok okurken ve bir gülümseme oluşturdu yüzümde. “demek sonunda ölmüştü anneannem” Çocuğun hikayesi böyle başlıyordu. Çocuklar yani
CısHakan Sarıpolat · İthaki Yayınları · 2021438 okunma
8/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2021 33. kitabı
Sanırım okumaktan en çok zevk aldığım “önsöz”leri kazancakis yazıyor. Kısacık metne büyük anlamlar sığdırıyor ; “dünyayı dolaşmak; yeni toprakları, denizleri görmek, insanlarla fikirleri bulmak- hepsine ilk defaymış gibi uzun uzun bakmak (bakmak ve doymamak); sonra da gözlerimi kapamak ve zenginliklerin içimde kristalleştiğini, istedikleri gibi usulca ya da fırtınayla çöktüğünü hissetmek, ta ki Zaman onları ince eleğinden geçirinceye, tüm acı ve sevinçlerin tortusu süzülünceye kadar. Bence yürekteki bu simya ilmi, İnsan’a layık, muazzam bir zevktir. Çünkü insan böylelikle yalnız kendini tanımakla kalmaz; çok daha önemlisi, çılgın ve vakur benliğini, acılı başıboş İnsanlık ordusunun içinde savurarak, yumuşatarak aşabilir. Ben çok gezdim, ruhumun korsanlıklarıydı bunlar; acıyan yürek oyalansın diye..” s.11 Kitabın ilk kısmı olan “ispanya” başlığı altında yazılanlar daha çok ; geçilen kentler ve yüzler, tarihin dolambaçlı yolları, insanlığın geldiği nokta, değişenler ve değişmeyenler, mekanın ve zamanın öğreticiliği ve bilge kıldığı insanlar.. Kazancakis, gözlerini kapar ve daha net hatırlamaya çalışır yaşadıklarını, bunları anlatmak ister okuyucusuna, aynı yolda olanların bir nebze sıkıntısını azaltmak ve kendi yüreğinin haykırışını duyurmak için. Hatıralarında İspanya’yı dolaşmaya başlarız.. İlk kez 1937 yılında basılan bu kitap yazarın en çok beslendiğim dediği “gezilerini ve düşlerini” içererek, El Greco’ya Mektuplar ve o büyük romanı Zorba’ya giden bir yol taslağı aynı zamanda. Kitaplarında fark edileceği üzere kazancakis, Tanrı ile zaman zaman çocuksu bir kavgaya tutuşur. Bu kitapta karşılaştığı insanları anlatırken de kendi gibi olanlara ağırlık verir sanki. Bu insanlar üzerinden dinin kutsiyetini, dokunulmazlığını kırar ; “tombalak bir köylü yere tükürerek
Edebiyat
İspanya, Yaşasın ÖlümNikos Kazancakis · Can Yayınları · 2019207 okunma
Kalbim sizi selamlar, ey güzel ağaçlar...
Puan vermedi·104 syf.··
Beğendi
·
2020 9. kitabı
Spoiler içerir. “hiçbir şey daha kutsal, hiçbir şey daha mükemmel değildir güzel, güçlü bir ağaçtan” Kitabın neleri içerdiği konusu önceki incelemelerde ele alınmış zaten. Ben daha çok bana hissettirdikleri ve Hesse üzerine yazmayı tercih ettim. Hesse küçük bir çocukken, annesi bahçelerinde türlü türlü çiçekler yetiştirirmiş. Ne o çiçekleri ne de o anıları unutmaz Hesse. Çocuk kalbine atılan sevgi tohumları annesinin ellerindendir. Doğa’ya olan büyük tutkusu hemen her kitabında çokça yer alır. O olağanüstü betimlemeleri, güçlü bir gözlem gücü ve farkındalığın yansımalarıdır. Bu adamın ruhuna aşığım… İçinde öyle güçlü duygular barındırıyor ki. Kalbi çiçekli bir yol sanki yürürüm durmadan. Hoş, iyimser duygular uyanıverir içimde. Hesse’nin düşüdür zaten kendi gibi olan insanlardan bir evren yaratıp birlikte sevgi içinde yaşamak, kendimi bu evrenin bir parçası sayarım. Severim, okurum ne yazsa… Bizim gibilerce, büyüsel olan güzelliklerin mekanıdır satırları ; Bir aşk, derlenen çiçekler, kuşlar, ağaçlar, bulutlar, ormanlar, ırmaklar, yalnızlığına çekildiği bir oda, yakılan bir ateşin uyandırdığı yaşam ve enerji gücü, geçmişin tatlı hatıraları…vs.. ve öylesine sıcak, öylesine şiirsel ; “ gökyüzünde büyük bir bulut tiyatrosu sahneleniyordu…”s23 Öyle bir yazar ki, yaşamı iki dünya savaşını da kapsıyor. Kötülüğün kol gezdiği zamanlarda o bir başına da kalsa “yaşam”ı savunuyor. İnsan yaşamının biricikliğini, saflığı, güzelliği… Ve yaşadığı ülkeyi terk etmek zorunda kalıyor sonunda. Gözleri neler gördü kim bilir? Bir parça ipucunu kitabının bir yerinde esen alize rüzgarlarıyla devrilip köklerinden kopan ve ölen şeftali ağacıyla konuşmasında bulabiliriz ; “sonunda pes etmek zorunda kaldın, düştün ve kökünden koparıldın. Ama savaş uçaklarından atılan bombalarla
AğaçlarHermann Hesse · Kolektif Kitap · 20195,1bin okunma