Eskilerimizin doğru söz söyleyen kişi için birçok lafı vardır. Bunu bilmeyen yoktur...
"Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar."
İnsanlara kendini anlatamama derdi taa ilk insanlardan beri var. Peki o günden bugüne bir gelişme kat edebilmiş miyiz? Pek sayılmaz. İnsanlar kendi doğru bildiklerinin dışına çıkmamaya ant içmişler sanki.
Firavun Kâhta'da işte bize bunu anlatıyor. Doğru olduğunu bildiğiniz ancak kanıtlayamadığınız bir şeyi insanlara nasıl anlatırsınız? Size inananlar ya sizi yakından tanıyordur, ya da sizinle aynı durumdalardır. Halbuki anlatılan şey her zaman aynıdır ve doğru hep doğrudur. İnsan bir karara varmadan önce iyice bir ölçüp tartmalı. Fakat bunu sadece aklıyla değil, hisleri ve aklıyla beraber yapmalı.
Yazar bu konuyu çok güzel kaleme almış, hatta birkaç felsefi noktayla da bunu pekiştirmiş. Buna karşın kitapta hiç didaktik bir hava yok. Aksine pek neşeli ve bir o kadar da hüzünlü bir kitap. Bir yandan kıkırdıyor, diğer yandan ise üzülüyorsunuz karakterin hâline. Hafif bir tiyatro havasıyla diyaloglar sizi içine çekiyor resmen. Betimlemelerin boğucu olmaması hoşuma gitti doğrusu, çünkü diğer türlü kitabın sürükleyiciliği kalmazdı. Bunun yanında anlatım tarzı da gayet güzel, şahsen bana biraz Aziz Nesin'in havasını verdi. Kurgu da aynı şekilde zevkliydi, sonlara yaklaştıkça, "nasıl bitecek?" sorusu beynimi kemirip durdu. Kitapta birkaç teknik basım hatası var. Fakat bunlar kitabın tadını bozmuyor. Eminim ikinci baskıda bir sıkıntı kalmaz.
Kitabı genel itibariyle beğendim ve sizler gibi değerli kitap kurtlarına da tavsiye ederim, kesinlikle okunmaya değer.
Bazen önüme upuzun bir cadde çıkıyor. Öyle uzun ki insan bunun sonu gelmez sanıyor. O zaman acele etmeye başlıyorsun. Gittikçe daha çok acele ediyor insan. Her önüne baktığında yolun hiç de kısalmamış olduğunu fark ediyorsun. Daha hızlı ve daha gayretli çalışıyorsun; sonunda nefesi kesilip güçsüz kalıyorsun. Ve cadde hâlâ upuzun bir şekilde seni bekliyor. İnsan caddenin tamamına bakıp hemen bir karara varmamalı. Her zaman adım adım ilerlemeli. Sürekli bir adım sonrasını düşünmeli; bir adımz sonra derin bir nefes, sonra bir süpürge. İşte o zaman hayat zevkli olur. Önemli olan işini iyi yapmaktır. Öyle de olmalı. Bir de bakarsın ki adım adım bütün yolu bitirmişsin. Nasıl olduğunu anlamadan ve yorulmadan. Önemli olan da budur.