Bu dünya dönüyorsa, dönemin dişlilerini çeviren ellerin hakkıdır önce anılması gereken. Sabahın alacasına uyanan, güne ter kokusuyla başlayan, gecenin karanlığında yorgun omuzlarını eve taşıyan insanların günüdür bugün: 1 Mayıs.
Emeğin kutsallığı, her iktidar söyleminde yüceltilirken, emekçinin kendisi yerin yedi kat altına, sistemin en dibine itilir. Fabrika bacaları tütmeye devam etsin diye hayatlar karartılır; plaza camlarının ardında yükselen kâr grafikleri için insanların ruhu silinir. Birileri için mesai, diğerleri için köleliktir. Kimi parmak uçlarıyla tuşlara dokunur, kimi nasırlı elleriyle demir döver. Ama her ikisi de aynı düzenin çarkında öğütülür.
Emeğin sömürüsü sadece ücretin azlığıyla ölçülmez. Onuru kırılan, emeği görünmez kılınan, sesi bastırılan her emekçi, bu bozuk düzenin kanayan vicdanıdır.
Direniş, bazen bir pankartın ucunda, bazen bir grev çadırında, bazen sessiz ama dimdik duran bir bakışta hayat bulur. Ve her direniş, yeni bir umudun habercisidir. Çünkü zulmün olduğu yerde adalet susmamalı, emeğin hor görüldüğü yerde onur eğilmemeli.
Unutma: Teker dönüyorsa, emek var. Duvarlar yükseliyorsa, alın teri var. Ve her alın teri, insanca bir yaşamı hak eder.