Ancak bir çılgın yetebilir kendine.
Çünkü onun dünyası başkalarıyla doludur.
Duyduğu sesler, gördüğü görüntüler, insanlar, hayvanlar, sanrılar birer gerçektir onun dünyasında.
Onlarla konuşur, onlarla sevişir, onlarla kavga eder.
Onlar vardır çılgının dünyasında.
Ama çıldırmayan, henüz çıldırmayan bir insan nasıl yetebilir
kendine? Çılgına öykünerek mi? Kuşlarla, köpeklerle konuşarak mı?
Deniz kızları yaratarak (denizdeysen eğer), dağ kızları yaratarak (dağ başındaysan eğer), çöl kızları yaratarak (çöldeysen eğer) mı?
Onlarla mı sevişir? Onlarla mı konuşur? Onlarla mı yazışır?
Ama çılgınlığını benimsemediyse, akıl denen o bela daha yitmediyse, sürüp gitmez bu konuşmalar, bu sevişmeler.
İletim kesilir.
Yaşam tüm çıplaklığı içinde belirir.
Tüm çıplaklığı içinde,
yani acımasız.
Rank, dölyatağında geçen rahat bir dönemin ardından, çaba ve girişimi gerektiren doğum sonrası koşullara geçişin yeni doğan bebekte yarattığı dehşetin, en sağlıklı insanların bile sonraki yaşamında sürekli olarak var olan birincil kaygı'nın kökeni olduğu görüşünü vurgulamıştı.