“Sevgi dedikleri o heyecanlı, insanın yüreğini titreten duygu benim ruhumda solmuştu; içimde sık sık, her şeye sınırsız bir öfke parlaması oluyordu; yüreğimde ağır bir hoşnutsuzluk duygusu ile bu renksiz, ölü ortamda bir yalnızlık bilinci tütüyordu.”
“Gördüğünüz gibi, çok yalnızım,” dedi, “hiç kimsem yok! Susuyorum, susuyorum, birden içimden bir şeyler taşıyor... O anda bir taşla ya da ağaçla konuşmaya bile hazır oluyorum...”