Hayatın kaosu içinde bir ana hapsolmak… Kar taneleri gibi usulca süzülen zamanın ve sessizliğin içinde, dinginlik ve huzurun sonsuzluğa dönüştüğü bir dünya. Kimine göre kaçış, kimine göre içsel bir dünya. Peki ya benimki?
Leziz Kadavralar
“Sistemin içindeysen, ona direnmediğin sürece, sonunda sen de sistem olursun”u bir distopya türü için bile olağanüstü sert, keskin ve acımasız bir şekilde bana hissettirdi.
“Çağımızın sözde yükselen, ama aslında alçalan değerleri arasında damarıma en çok basanlardan biri “globalleşme” dedikleri palavra. Ben enternasyonalizme, yani sınırların ortadan kalkmasına, milletlerin tam anlamıyla kaynaşmasına inanan bir dinozorum. Globalleşme ise, enternasyonalizmin tam tersi benim gözümde. Globalleşme lafı arttıkça, insanlar aynı küre içinde birleşeceklerine birbirlerine büsbütün düşman oluyorlar. Etnik gruplar arasındaki düşmanlıklar artıyor. Çeçenlerle Ruslar; Boşnaklarla Hırvatlar, Sırplar, Slovaklar birbirlerine giriyorlar. Marx, enternasyonalizm sayesinde bütün dünya emekçilerinin birleşmesini istemişti. Globalleşmede ise birleşen ancak büyük kapitalistlerin yönettikleri büyük şirketlerin paraları. Globalleşen insanlar değil, paralar ancak.”