Pınar Leblebici

Pınar Leblebici
@Pinarleblebici
Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür.
Irvin D. Yalom - Bugünü Yaşama Arzusu
Puan vermedi·440 syf.··
2025 31. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 19 Aralık 2025 14:50
Irvin Yalom bu kitabında insanın en çok kaçtığı gerçeklerden biri olan ölümü merkeze alıyor. Ancak bunu karamsar, insanı bunaltan bir yerden değil; tam tersine hayatı daha dolu, daha anlamlı yaşamanın bir anahtarı olarak ele alıyor. Kitabı okurken insan kendini bir terapi seansındaymış gibi hissediyor: Yargılanmıyorsun, suçlanmıyorsun; sadece anlaşılmaya çalışılıyorsun. Yalom’un dili sade ama derin. Kendi hayatından, danışanlarından ve felsefeden örneklerle ölüm korkusunun aslında birçok kaygının, ertelemenin ve mutsuzluğun temelinde yattığını gösteriyor. Ve ölümün hep kapımızda olduğu gerçeğiyle yüzleştiriyor bizi. Nereden geldiysek oraya döneceğimizi hatırlatıyor. Bu düşünce ilk bakışta ürkütücü gibi dursa da, kitap boyunca bu yüzleşmenin insana garip bir huzur verdiğini hissediyorsun; çünkü bir yerde acıların da son bulacağını kabul ediyorsun. Kitap, “bir gün” diyerek ertelediğimiz hayalleri, cesaret edemediklerimizi ve gerçekten ne istediğimizi sorgulatıyor. Hayatın sınırlı olduğunu bilmek, Yalom’a göre insanı umutsuzluğa değil, harekete geçmeye itmeli. Daha dürüst ilişkiler kurmak, hissettiklerini bastırmamak ve anın değerini bilmek kitabın temel meselelerinden biri. Yalom aynı zamanda hatalarımıza bakışımızı da sorgulatıyor. Hepimizin hataları var ama bu hataları ömür boyu sırtımızda taşımak zorunda değiliz. Çünkü hepimiz bu hayatı ilk defa yaşıyoruz. Yanılmak, düşmek, yanlış kararlar vermek insan olmanın bir parçası. İnsan kendine bu kadar acımasız olmamalı. İnsanın insana olan ihtiyacı da kitapta çok güçlü bir şekilde hissediliyor. Yalnızlık, çoğu zaman kaçtığımız ama derinden hissettiğimiz bir duygu. Bu boşluğu doldurmak için istekten isteğe savruluyoruz. Ancak istekler bitmek bilmeyen bir nehir gibi; biri bittiğinde diğeri başlıyor. Bunun gerçek bir
Edebiyat
Bugünü Yaşama ArzusuIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20174,839 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Oblomov’un Bize Tuttuğu Ayna
Puan vermedi·664 syf.··
2025 29. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2025 23:18
Oblomov’u okurken insan sadece bir karakterin tembelliğine değil, o tembelliğin nasıl ve nereden doğduğuna da tanık oluyor. Ben de kitabı tam bir Oblomov edasıyla, ağır ağır, sindire sindire okudum. Ve bu tempo romana öyle uygun ki… Sanki Gonçarov, Oblomov’un iç ritmini okurun içine bilinçli olarak bırakıyor; hisler gerçekten bulaşıyor. Oblomov’un çocukluğuna döndüğümüz bölümlerde her şeyin temelinin orada atıldığını görüyoruz. Ona sunulan aşırı korunmuş, sorumluluğu olmayan, her işin başkası tarafından halledildiği o yumuşak dünya, yetişkinliğinde değiştirilemez bir yaşam öğretisine dönüşüyor. Bu bilinçdışı öğrenim o kadar güçlü ki, aşkı uğruna bile kendi konfor alanından çıkamıyor. Seviyor, acı çekiyor ama bildiği düzenin dışına adım atamıyor; çünkü ona öğretilen hayat “risk alma, incinme, bekle; başkaları halleder” üzerine kurulu. Bu da okur olarak insana kendini sorgulatan bir alan açıyor. Biz hayatı nasıl ve kimden öğrendik? Bugün taşıdığımız hangi davranışlar, hangi korkular, hangi alışkanlıklar gerçekten bize ait; hangilerini çocukluğumuzun havasından, ailemizin ritminden bilinçdışı bir şekilde bugüne taşıdık? Ve belki de en önemlisi, çevremizdeki insanlara kızmadan ya da kırılmadan önce onların da kendi içlerinde böyle bir “hayat öğretisi” taşıdığını hatırlamak gerekiyor. Ştolts’un dünyaya atılan enerjisi ile Oblomov’un durağanlıkla yoğrulan iç dünyası arasındaki zıtlık, iki arkadaşın farkından çok daha fazlası; iki ayrı yetişme biçiminin, iki ayrı kaderin çarpışması gibi. Bu yüzden Oblomov’a kızmak da zor. Çoğu zaman içi acıtan taraf şu: çabalasa bile kendi köklerinden kopamayan bir insan görüyoruz. Sonuç olarak “Oblomov”, çocukluğun gölgesi, konforun zinciri, bilinçdışı alışkanlıklar ve insanın kendi hayatını kurmakta yaşadığı görünmez zorluklar üzerine
Edebiyat
Oblomovİvan Gonçarov · Koridor Yayıncılık · 202249,8bin okunma
Zamanın kıymetini unutanlara yazılmış bir masal
Puan vermedi·304 syf.··
2025 26. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2025 23:28
Zamanın değerini bilemediğimiz bu döneme çok yakışan bir kitap Momo. Aslında hem geçmişin hem geleceğin hem de şimdinin kitabı. Bu kadar koşturuyoruz, hızlıyız, hızlı olmak gerektiğini düşünüyoruz ama bunları yaparken düşünmeden, hissetmeden yapıyoruz. Zevk almıyoruz. İçimizden geldiği gibi yaşamıyoruz. Herkesleşiyoruz, kendimizin zamanını yaşamıyoruz. Hayatın anlamını üretmekte, kazanmakta, yetişmekte arıyoruz ama bazen sadece durmak, dinlenmek ve hissetmek gerekiyor. Kitap tam olarak bize bunlardan bahsediyor: Yavaşla, kendi zamanını yaşa diyor. Momo’nun dünyasında insanlar “zaman kazandıklarını” sanarken aslında onu kaybediyorlar. Gri Adamlar gelip insanların saatlerini çalıyor ama aslında çaldıkları şey sadece zaman değil — hayatın anlamı. İnsanlar hızla yaşarken farkında olmadan yaşamın güzelliğini, dostluklarını, hatta kendilerini unutuyorlar. Yaptıklarından mutlu değilsen, ne anlamı var diyor kitap. Hissederek çalış, oku, uyu, dinlen. Acelen yok. Çünkü zamanı verimli kullanmak hızlı olmak değil, hissetmek demektir. Momo, bize unuttuğumuz bir gerçeği hatırlatıyor: Zaman, saklanacak ya da hızla tüketilecek bir şey değil; yaşanacak bir şeydir. Ve belki de gerçek mutluluk, zamanı gerçekten hissettiğimiz o küçük anlarda saklıdır.
Edebiyat
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,2bin okunma
Bir Serenad Değil, Ama Yine de Sıcak Bir Hikâye
Puan vermedi·192 syf.··
2025 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2025 19:03
Zülfü Livaneli’nin Bekle Beni romanı, yazarın daha önceki eserlerinde de sıkça işlediği temalar olan aşk, direniş, özgürlük ve toplumsal baskı üzerine kurulmuş bir hikâye. Romanın merkezinde Leyla ve Selim’in birbirlerine olan sevgileri, yaşadıkları ayrılıklar ve bu süreçteki içsel dirençleri yer alıyor. Ancak hikâye, derin psikolojik çözümlemelerden ziyade olay örgüsüne odaklanan, sade ve akıcı bir dille anlatılmış. Benim açımdan Bekle Beni, basit ama akıcı bir roman oldu. Zülfü Livaneli’nin kaleminden beklenen o derinlik ve çok katmanlı anlatım bu kitapta biraz yüzeyde kalmış. Konu, yazarın önceki eserlerinde gördüğümüz temaları tekrarlıyor: politik baskılar, aşkın sınandığı zor dönemler, bireysel yalnızlık ve toplumsal duyarlılık. Bu yüzden roman, Livaneli’nin tarzına aşina olan okurlar için biraz “tanıdık” hatta “tekrarlayıcı” gelebiliyor. Elbette bu, kitabı okunmaz kılmıyor. Aksine, Bekle Beni sade bir dille yazıldığı için rahat ve hızlı okunabilecek, duygusal yönü ağır basan bir roman. Ancak Serenad gibi tarihsel derinliği, karakter katmanları ve duygusal yoğunluğu yüksek bir eser bekleyenler için biraz “hafif” kalabilir. Sonuç olarak Bekle Beni, Zülfü Livaneli’nin edebi çizgisini tanıyan okurlar için tanıdık bir dünyayı yeniden kuruyor; ama yeni bir bakış ya da güçlü bir yenilik arayanlar için daha çok basit bir okuma yapmak istendiğinde tercih edilebilecek bir roman niteliğinde.
Edebiyat
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,1bin okunma
Gerçek Düşman Dışarıda Değil, İçimizdedir
Puan vermedi·256 syf.··
2025 24. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Ekim 2025 15:11
Sabahattin Ali’nin İçimizdeki Şeytan romanı, bireyin kendisiyle ve toplumla olan hesaplaşmasını konu alırken, insanın kendi zaaflarını kabul etmekten nasıl kaçtığını derin bir biçimde sorgular. Romanın ana karakteri Ömer, sürekli olarak yaşadığı başarısızlıkların suçunu dış etkenlerde arar. Kendisindeki eksiklikleri görmek yerine, çevresini, kaderi ya da “içindeki şeytan” dediği soyut bir gücü suçlayarak rahatlamaya çalışır. Ancak bu durum, onu bir çıkmazın içine sürükler. Çünkü insan, kendi kusurlarını görmeden olgunlaşamaz. Belli bir noktadan sonra insan, yetişkinliğe geçtiğinde suçu başkalarına atmayı bırakıp kendi sorumluluğunun farkına varmalıdır. İçimizdeki Şeytan tam olarak bu farkındalığın eksikliğini anlatır. Ömer, bir şeylerin yanlış olduğunu fark eder ama bu yanlışı düzeltmek çaba, emek ve zaman ister. O ise bu çabayı göstermemek için suçu başka yerlerde arar. Böylece kendi iradesizliğini gizleyerek sorumluluktan kaçabileceğini düşünür. Bu kaçış, onu hem ruhsal hem ahlaki bir çöküşe sürükler. Roman, aslında sadece Ömer’in hikayesi değildir; aynı zamanda insanın kendi içindeki korkaklık, tembellik ve bencillikle olan mücadelesinin de bir yansımasıdır. Sabahattin Ali, “içimizdeki şeytan” metaforuyla, kötülüğün ya da başarısızlığın kaynağının dış dünyada değil, insanın kendi içinde olduğunu anlatır. İnsanın asıl mücadelesi, dışarıdaki düşmanlarla değil, içindeki korkularla, bahanelerle ve vicdanıyla olmalıdır. Ömer’in yaşadığı bu içsel çatışma, günümüz insanının bir kısmında da görülür. Pek çok kişi tıpkı Ömer gibi, hatalarının nedenini koşullarda, toplumda ya da başkalarında arayarak kendisini temize çıkarma eğilimindedir. Oysa gerçek olgunluk, bireyin kendi payını görmesiyle başlar. İçimizdeki Şeytan, bu yönüyle yalnızca bir dönemin toplumsal portresini
Edebiyat
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,8bin okunma