Değişim dönüşüm hayatımızda hep var tabi, olmalı. Ama başkasının seninle ilgili olan görüşlerinin seni değiştirmesinden bahsediyor bana doğru geliyor bu düşünce.
Oblomov’u okurken insan sadece bir karakterin tembelliğine değil, o tembelliğin nasıl ve nereden doğduğuna da tanık oluyor. Ben de kitabı tam bir Oblomov edasıyla, ağır ağır, sindire sindire okudum.
Öyle ya, daima ortada olan, önümüzde ardımızda, sağımızda solumuzda, nereye baksak orada olan insanın muhakkak hoşumuza gitmeyen bir tarafı olacaktır, evlilik insanı çevreler, kuşatır.
Eğer iyiliğin bir nedeni varsa, o artık iyilik değildir; eğer iyiliğin bir sonucu, yani ödülü varsa yine iyilik değildir. Demek ki iyilik, neden ve sonuç zincirinin dışındadır.
O zincirin dışında bir iyilik maalesef yok denilecek kadar az hatta o noktadaki iyiliklerin bile kendi iç yapısında büyük paradoks var. İyiliğin temelinde karşı tarafa yapılan olumlu işin hazzı var ve ben onu olumlu yöne çektim diye içgüdüsel bir üstünlük egosu var. Kurgu olup olmadığını bilmediğim internette karşıma düşen bir hayat hikayesinde aşırı pinti bir adamın öldükten sonra pintilikle biriktirdiği bütün parayı evsiz çocuklar için bıraktığı ile ilgiliydi. Buradaki iyiliğin tamamen tahmini bir travma dolayı oluşan bir takıntı olabileceğine ilgili gibi geliyor hayatında kesitlerden gözlemlediklerim. Başka örneklerle içinizi sıkkınlık hissi vermeyeyim. Bu aralar bu konuya kafayı taktım diye dayanamadım damladım alıntıya. 😃
İnsanın içinde iyilik ve kötülük yan yana durur. Bu iki yönümüz, yaşam boyunca sürekli bir mücadele içindedir. Ancak bilinçli bir seçimle, iyiliği beslemek mümkündür. İyilikle hareket ettikçe, çoğu zaman karşılık beklemeksizin davransak bile, hayat bize bu iyiliği bir şekilde geri sunar. Ancak tam da bu düşünce – yani iyiliğin karşılığının geleceğine dair inanç – Tolstoy’un anlayışına göre, iyiliği saf olmaktan uzaklaştırır.
Tolstoy’a göre gerçek iyilik, hiçbir karşılık ya da beklenti olmadan, içtenlikle yapılan eylemdir. Bu tür bir iyilik, ödül ya da tanınma arzusu barındırmaz; yalnızca doğru olanı yapma niyetiyle doğar. Bu anlayışa göre, iyilik bir seçim değil, insanın derin bir içsel dönüşümünün sonucudur. Yani insan, kendi bencil arzularını ve benliğini aşıp daha yüksek bir bilinç düzeyine ulaştığında, ancak o zaman gerçek iyilikten söz edilebilir.
Bu açıdan bakıldığında, Tolstoy’un tarif ettiği iyilik hali, yalnızca ahlaki değil, ruhsal bir olgunluğu da içerir. Bence onun bahsettiği iyilik, çok zor bir şeydir; çünkü kişinin yalnızca dış dünyaya değil, kendi içindeki karanlığa karşı da mücadele vermesini gerektirir. Bu da insanın kendini aşmış, içsel olarak arınmış bir varlık haline gelmesiyle mümkündür.