Anladım ki, insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor gibi görünse de, gerçekte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse, Allah'a yaklaşır; Allah da ona yaklaşır. Çünkü o sevgiyi yaratandır.
"Felsefe" sözcüğü tek başına çok doğru bir anlamda anlaşılabilir, kuşkusuz ilkel anlamıyla; eğer iddia edildiği gibi özellikle onu ilk kullananın Pisagor olduğu doğruysa... Etimolojik anlamıyla "hikmet aşkı"ndan başka bir anlam ifade etmez. Öyleyse, her şeyden önce, felsefe hikmete ulaşmak için önceden çözülmesi gereken bir durumu belirtir. Ayrıca, çok doğal bir anlam genişlemesiyle, yine aynı durumdan doğarak, bilgiye ulaştıracak araştırmayı da belirtir. O halde felsefe, giriş ve hazırlık niteliğinde bir aşamadır; hikmete doğru bir ilerlemedir. Hikmetten aşağı bir duruma tekabül eden bir aşamadır. Daha sonra meydana gelen sapma, bu geçiş düzeyini amaç olarak almış ve felsefeyi hikmet yerine koymuştur. Bu da hikmetin gerçek niteliğinin unutulmasına veya tanınmamasına neden olmuştur. Böylece "dindışı" diyebileceğimiz felsefe, yani tamamen akli, sözümona hümanist bir bilgelik doğmuş oldu; ve gerçek, geleneksel, akıl-üstü ve "gayri beşeri" bilgeliğin yerini almış oldu.
"İnsan, Milena, sizin yüzünüzü avuçları arasına almalı ve dosdoğru gözlerinizin içine bakmalı ki, karşınızdakinin gözlerinde kendinizi görüp o andan itibaren o yazdıklarınızı değil yazmak,düşünemeyecek hale gelesiniz."