Bir arkadaşımın hediye etmesi ile tanıştım bu kitapla ve Barış Bıçakçı kalemiyle...
Naif ve sade bir anlatımla küçük bir hayatın içinden sesleniyor bize Cemil. İdealist ve edebiyat meraklısı biri olarak geçirdiği gençlik döneminin ardından Nazlı ile evlenip toplu konutlarda 55 metrekarelik bir eve sığan bir hayat bu. Nazlı doktor, Cemil ise işinin ruhsuzluğundan dolayı istifa edip kendini yazarlık sürecine adamaya karar vermiş bir adam. Kitap, yazdığı ilk romanı incelemeleri için yayınevine götürmesi ile başlıyor. Uzun bir süre beklemesi isteniyor Cemil'den. Cemil de bu süreçte içinden geçenleri, geçmiş ve geleceği ile yaptığı yuzlesmelerini, orta yaşın getirdiği gençlik özlemlerini, genc kadınlara yönelik riyakarca bulduğu ve gizlemeye çalıştığı meylini, Nazli'ya olan aşkını, küçücük evlerinin içinde her gün yenilerini ekledigi takıntılarını akıcı bir dille anlatıyor. Anlatırken sizi de peşinden sürüklüyor.
Yaşadığı çevreyi, gezip gördüğü yerleri geçmiş ve şimdi muvazenesinde yeniden gözden geçirirken betonlasma, şehirleşme adına nelerden feragat ettiğimizi, doğayla verdiğimiz savaşın zararlarini da dile getiriyor. Kitabın sonlarına doğru Nazli'nin toprakla uğraşma, bahçe gibi özlemlerine de tanık oluyoruz bu bağlamda.
Yine Cemil'in toplu konutlara dair verdiği bilgilerde halkın dönüşümü de çok güzel ve doğru bir şekilde ifade edilmiş. Bu bölgede yaşayan insan profili ve zaman içindeki dönüşümleri. Bu binalardaki hiç bitmeyen banyo akması problemlerini bile okurken buruk bir sekilde gülümsemeden edemiyorsunuz.
Velhasıli Barış Bıçakçı dili ve anlatımını sevdim. Ha unutmadan bir de bu kitabı okuduğunuzda sadece bu kitabı okumuş olmayacaksınız. Kitabın içinde o kadar çok kitap, şair, film var ki... Bir öneri listesi gözüyle de bakılabilir bunlara. Ben bir kısmını not