İlgisizlik. Bir neslin tümüyle tüm duygularını ölü halde bulmuş olmasıdır. En başından beri yeni, istekli ve çevresini tanımaya, sevmeye ihtiyacı olduğunu hisseden bir insan olman ile geçirdiğin bu dünyaya ilgisizlik hali arasında kısa bir mesafe vardır, acı bir şekilde ne zaman ulaştığını hiç bilemeyeceksin. Uzayda teorik olarak oluşması mümkün bir solucan deliğine benzer, içerisinde bulunduğun vaktin sana fiziksel olarak herhangi bir dönüşü ve hatırası yoktur. Sen sadece kendini burada, olay ufkundan geçmiş bir şekilde bulacaksın. Sorgulayacağın yaşadığın anın ve duygunun karanlık tarafı olacaktır, çünkü kendi hayatına karşı kaybettiğin ilgi dış dünyanın çekici gelmemesiyle ilgili değildir. Daha zordur, birilerine telkinler vererek yol göstermek her zaman daha kolay olurken, insanın kendini dizginlemesi zor olmuştur. Senin savaşın kayıtsız kaldığın, yarım bıraktığın kendinde gizli. Bu savaşı kaybetmek veya kazanmanın vereceği değişimleri umursamadan yola devam etme. Artık düşünmeye başlamalısın, kendin için en iyi olanı seçebilmek, kışkırtılmış bakışlar ile ilgi toplamaya benzer. Çünkü çevrende yaşayan ve seni tanıyan insanlar kıskançlık duyar, başaramamışlardır. Hayat enerjisi kıskanılması en olağan şeydir, çevresinde gizli düşmanları barındırır. Elbette hayatını bu bakışların ardında yaşamayı sürdürmemek senin temenni duyacağın bir istektir. Çok sevdiğim latince bir söz vardır; "In solis sis tibi turba locis". Bu sözün bahsettiği şey şudur ; "Issız yerlerde kendin için evren ol". Derinliklerde sakladığın gücü, hayatının bu kuşkulu dönemlerinde ortaya koyarak ilke edinmeyeceksen koca bir hayatı bu parlak zihni ziyan etmiş olmanın üzüntüsünü birlikte yaşayacağız demektir. Şerefe, sevgiyle.
Hayat kitaplarda veya filmlerde gördüğümüz kronolojik bir sıraya sahip değildir. Gerçeklik başkadır, o özgün ve ilkel bir başyapıttır. Sen doğmadan önce veya sen öldükten binlerce yıl sonra, fark etmez. Hala anlayamadıysan söylemekte fayda var; özel değilsin ama özel olmadığın için umudunu kaybetme. Çünkü özenle yaratılmış bir başyapıtın parçasısın. Yeryüzünün parçası olmak, benim oluşumumdur, dahası onunla sevişmek gibi. Herkes için parıldayan bir yıldız vardır, gökyüzüne bu yüzden mahcubuz. Benim bakış açım veya dünyayı algılama şeklim onun var oluşunu değiştirmez yada onu anlayabilmek için yardımcı olmaz. Bazı şeyler tinsel bir varlığa sahiptirler, ruhunuza dokunması çok zahmetli olmaz. Önemli olan senin ruhuna dokunan spiritüal bu aracın, yapmakta olduğun yolcuğun tekrardan yaşadığın dünya ile sınırlı kalacağını öğrenmek. Gerçeklik çok gösterişlidir, diğer insanların betimlediği haliyle yalın bir motivasyonu yoktur. Sınırları en uçtan, en uca, bir bağlamda çizilmiştir.
Üstüne bir çok düşünce bildirsen, üretsen, geliştirsen bile; hayat gerçekliğin bize verdiği kadardır, bu onun yansıması gibi soluk değildir, gözlerini aç ve görmek istediğin her şeyi gör. Onun yansıması senin zayıf ruhunun yoksun yaşama isteğidir, vazgeçmişlik bedbaht bir illettir. Ellerini havaya kaldır, derince bir nefes al. İçinden gelen ve dilediğin her hareketi düzensiz bir şekilde şimdi yapabilirsin, onunla sevişmek ufak bir dans gösterisine benzer; hem de hiç olmadığı kadar.