Viyana bozgunundan sonra Belgrad’da idam edilen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa da yağlı kementle boğulmuştur. Bu şekilde idamına hükmedilen devlet adamlarına makamlarına hürmeten cellatlar tarafından saygıda kusur edilmez, onlar da haklarındaki fermanı metanetle kabul edip boyun eğerlerdi. Nitekim idamdan önce Ferhat Paşa’ya hakkındaki ölüm fermanı bostancıbaşı tarafından eteği öpülerek bildirilmiş abdest alıp iki rekât namaz kılmasına da ruhsat verilmişti. Mustafa Paşa da vücudunun toprağa düşmesini istediğini söyleyerek altındaki kilimleri kaldırmış; uzun sakalını kendi eliyle kaldırarak celladın kemendi boynuna geçirmesine yardım etmiş, hatta cellada “Sanatını maharetle yap” diyebilmişti.
Bahçekapısında bir sokak vardı ki, büyük şehrin has manada bir batakhanesi idi ve halk ağzında "Melek girmez sokağı"denilirdi ki, bu müthiş vebadan sonra devrin Padişahı İkinci Mahmut bu sokakta bir cami yaptırmış, adını Hidayet Cami koymuştu.
Onyedinci asır ortalarında, bir sinir hastası olan Sultan İbrahim de İstanbul şehrinin içinde arabayı yasak etmişti. Bir gün bir üfürükçü hocaya okunmaya giderken yolda bir arabaya rastladı; fevkalade sinirlendi ve bu basit zabıta vakasından Sadrazamı mesul tuttu; Sadrazam Salih Paşayı, ki, değerli, namuslu bir vezirdi, gittiği üfürükçünün evine çağırttı ve gözünün önünde bir kuyu ipi ile boğdurttu.
Hiç taviz vermeyen ,hiçbir ayrıntıyı unutmayan keskin bir zekaya ve fevkalade sert bir mizaca sahipti. Coğrafyayı iyi bilen, zamanı doğru okuyan ,stratejik öngörüleri güçlü bir devlet adamıydı.