Benim adıma başkaları değil de ben kendim istemeyi istiyorsam, eğer imkânsızı istiyorsam, bundan size ne? Başka bir ses yavaşça ve ağır ağır:
- Ah! Demek “imkânsızı” ha? Demek oluyor ki, bu aptalca fantezilerinin peşinde koş, onlar da senin burnunun dibinde kuyruk sallasınlar öyle mi? Hayır: biz o kuyrukları ayaklarımızın altında ezeceğiz, sonra da...
- Sonra da yüzünüze yapıştırıp horuldayacaksınız ve burnunuzun önüne yeni bir kuyruk gerekecek. Eski çağlarda yaşayanların böyle bir hayvanları olduğunu söylerler: eşek. Eşeği yürütebilmek için suratının biraz önüne ama yetişemeyeceği bir mesafede bir havuç bağlarlarmış. Eğer bir yetişse...
Kendini dış dünyadan tamamen soyutlamış bir toplum düşünün.Bu topluluğun evleri, sokakları,yolları ve aklınıza gelebilecek bütün kullanım alanları camdan.Bireysel olarak bir anlamları yok sadece BİZ olarak anlamlı bir topluluk.Yatma,kalkma,çalışma ve daha bütün özel saatleri devlet tarafından belirlenmiş bir toplum.Bütün çaba devletlerini daha iyi yapmak ve onların isteklerini sorgulamadan kabul edip yaşamak. Bu toplumun matematikçisi olan D-530 bir uzay gemisi için mimarlık yapmaya başlar.Geminin amacı uzayda yaşayan başka insanlar varsa onlara ulaşmak ve medeniyetlerini götürmektir.Devlet uzay gemisine konmak üzere şiirler ve yazılar yazılmasını ister.D-530 da bu doğrultuda günlük yazmaya başlar ve BİZ kitabı oluşur.
Makineleşmiş bu insanlardan birisi olan D-530 başta sistemin harikalığına inansa da daha sonra aşık olur ve bir ruhu olduğunu anlar ve karmaşık duygulara kapılır.Aşık olduğu kız ise sistemin sonunu getirmek isteyen isyancıların başıdır.Bu aşkla beraber D-530 siteme sadık kalmakla isyancı olmak arasında git geller yaşar.Sonrası mı? O da kitapta ...
Yağmurun yağdığına ve sonrasında güneşin doğduğuna şahit oldum. İnsanların doğduğuna ve ölüm gömleğini giymemek için hastane kokusunun sindiği koridorla umut sırasına girdiğini gördüm. Bir daha gelmeyecekleri gidişlerine şahit oldum insanların. Hayatın bir ağaçtaki yaprakları savuran rüzgar gibi insanları savurduğunu gördüm. Gecenin örtüsünü gördüm, güneşin ayyuka çıkaramadıklarını da. Normal denileni gördüm ve anormal denileni yaşadım. Kural koyanların kurallara uymadığını gördüm ve sadece kurallara uyarak yaşayabilenleri de. Ne yiyeceğine karar veremeyenleri gördüm bir de yiyecek bir şeyleri olmayanları. Yetişkin bedenlerinde çocuklar gördüm çocuk bedenlerde Koca Koca adamlar. Annemi aradım dedim ki: Anne ben iyiyim. Annem: ahhh yavrum ne çok çektin şu bedeninden. İçimde bir ses anneme dedi ki ah bir de ne çok çektiğimi bilsen yüreğimden. Kapattım. Ruhumun bir kapana nasıl kısıldığını anlatabilsem belki gözyaşları sel olur önüne gelen her şeyi kendisiyle yok ederdi, tuzla buz ederdi ölçüsüz ve hiç sonu gelmeyecek bir çığlık gibi. Bir sergide sunsaydım kendimi görenlerin içindeki yaşam kırıntılarını alırdım ellerinden. Sustum ve saklandım. Sakınmadım kendimi yine de azabımdan.Bütün açık sözlülüğümle içimdeki iğretiyi yaşadım en kör noktalarına kadar. Yanılmadım kendimde ama yaşayabildiğim de söylenemez... Sürekli yalın bir alt olma durumunu gördüm. Sonsuz sakinlikte bir kaybetme durumu. Tuhaf ve tedavisi mümkün olmayan bir hastalık geziniyordu sanki benliğimde oysa ne çok şey tedavi edilmeye başlanmıştı bu yüzyılda ne çok hastalık tarihin tozlu raflarındaki yerini almıştı artık ...bir sabah bu yalın bu kof bu hoyrat seyir dönüşecek miydi acaba bir gürültüye yoksa sancılı varlığım mı yer bulunacaktı hep dar zaman yitimlerinde.
Ne yapmalı şimdi? Böyle büyük bir etkinin
Generaller yine devletin ve milletin menfaati ve müdafaası için iktidarı ele geçirmişlerdi. Milletin menfaati ve müdafaası için millete yapmadıklarını bırakmıyorlardı ! Onları, onların iyiliği için öldürüyorlar, zorla hapishanelere tıkıyorlar, dayak, işkence, ve akla hayale gelmeyen şeylerle yüz yüze bırakıyorlardı ! Ve yine onların iyiliği için her seferinde bütün haklarını ellerinden alıyorlardı.