Hayat canlı olan her şeyden daha yaşlıdır, dedi. Güzellik, dünya üzerindeki ilk güzelin doğmasından bile önce kanatlarla donatılmıştı ve hakikat de ilk kez telaffuz edilmeden önce yine hakikatti..
Ona şöyle dedi: "On iki sene mi? On iki sene mi dedin, Karima? Bense özlemimin ne süresini ölçtüm usturlapla ne de derinliğini iskandil ettim bugüne kadar çünkü sıla hasreti şeklinde tezahür eden bir aşkın süresi ve derinliği, zamanın tüm ölçümlerinin ötesindedir."
Şiirler okuyabilmek ve sesimizi duyurabilmek için sonsuza dek bir sahil arayışı içinde olacağız. Peki ya kıyıya çarptığında ona kulak veren tek bir kişi bile bulamayan dalgaya ne demeli? İçimizdeki en derin kederleri besleyen, işte kimsenin duymadığı o sestir ama ruhumuza şekil veren ve kaderimizi oluşturan da yine odur.
Ezbere bilmek, bilmek değildir. Sadece belleğimize emanet edilen bir şeyi saklamaktır. İnsan, kendinde olan bilgiyi her durumda, ustasına bakmadan, kitaptaki yerini aramadan, istediği gibi kullanır. Sadece kitaptan edinilen bir bilgi ne kadar sıkıcıdır! Böyle bir bilgi bir süs olarak kullanılsın.
Tek bir ortalama ömrün bir miktar başarıyla çalışabilmek için gereken bilgileri kavraması şaşılası bir şeydi bazen. Yine de herkesin hayatında kasvetli saatlerin gelip çattığı bir an vardır, işte insan o zaman en küçük hedeflerine bile ulaşamadığına kani olur.