Bazı insanlarla olmadık bir yerde kısa bir zamanda tanışırsınız ve derinlemesine tanımaya fırsatınız olmadığı için belki de çok iyi anlaşacağınız bir arkadaşı yanlış yer ve zamandan dolayı tanımaya fırsatınız olmamıştır..Bu kitap benim için tam anlamıyla böyle oldu keşke yazarla daha farklı bir zamanda tanışsaydım. Hayatımın çok yoğun ve dönüm noktası sayılabilecek bir zaman diliminde okumaya fırsat bulamadığım için iki ayda anca bitirebildiğim,benim açımdan kitaba yazık ettiğim bir okuma süreci oldu diyebilirim.
Onun dışında bilim kurgu seven biri olarak konusu bakımından beni direkt etkilese de okuma sürecinden ötürü istediğim tadı alamadım, belki de daha sakin bir zamanda okumam gerekiyor.
Kitabın konusu genel olarak şöyle;
İki yüz yıl savaşından sonra dünyada tek bir devlet olur ve bu devlette isim yok, herkesin bir numarası var evlilik kurumu ve özel hayat yok. Tüm evler camlarla kaplı ve herkes izleniyor. Hayal gücü yasak. Seçimler formalite. Kitap İntegral inşasındaki D-503 olan baş mühendisin yazdığı günlükler kısaca tam anlamıyla bir distopya örneği.
İntegralin mutluluk getireceğine inanılan bir süreçte baş mühendis olan D-503'te farklı duygular uyanmaya başlar..
Kitapta George Orwell'in 1984 kitabından izler gördüm.
Keyifli okumalar dilerim.
Çok farklı bir okuma süreci bekliyordum ama yazarın bu kadar geniş bir konuda sadece belli kalıplara sıkışıp kalmasına şaşırdım açıkçası.
Erkek egemen toplumlarda kadınların ezilip hor görülmesi, aynı işi yapıp farklı ücretler alması , eğitimde fırsat eşitsizliği, kadın cinayetleri, dört duvar arasına sıkıştırıp neden gelişmiyor diye kadınların küçük görülmesi gibi konular varken, kadının görünürlüğünü mizahi bir dille de olsa vurgulamasını beklerken yazarın Tersine Dünya'sında kadınları uçkuruna düşkün erkekleri de zavallı aciz insanlar olarak okumak okuyucuyu ne kadar etkileyebilir bilmiyorum.
Yazardan feminizm öncüsü olmasını beklemedim ama daha bir sürü konu varken kadınların bitirim (kavgacı, üçkağıtçı) erkeklerin evde oturup çocuklarına bakması üzerinde bu kadar durması okuyucuyu bir yerden sonra sıkacaktır.
Yazar olayları anlatırken mizahın gücünden yararlanmış ve okuyucuya yaşadığın toplumun eleştirisi okutmak istemiş.Peki başarılı olmuş mu ?
Kısmen
Kitapta anlatılanlar gibi evinden çıkarılmayan çocuklarına ve ev işleri dışında onlara başka bir yaşam hakkı dahi sunulmayan kadınların sesi ve eğer tersi bir durum olsaydı ne kadar saçma ve komik olmasını okuyucuya empati yaparak anlatmayı başarmış.
Belki de seksenlerin ortasında kadınların daha toplumsal ve sosyal hayatta bu kadar varolmamışken böyle bir konuyu yazıya dökmek gerçekten başarıdır.Bi de bunu mizah ile anlatmak daha bir ses getirmiş olabilir ama ben ses olmasını değil infial yaratmasını bekliyordum.
Genel olarak beklentimi karşılamasa da yaşadığımız topluma başka bir pencereden bakmamızı sağlarken penceremizin kirli mi değil mi sorusunu da bizlere sorar.
Keyifli okumalar dilerim.