Bir berber dükkânı! Oradan köye açılan bir pencere! Bir berber dükkânı daha! Ve söz konusu dahi olmayan zaman.
Kayboluşlar, kaçmışlar, kaçırmışlar, kendi içinde bütün bunları yaşamışlar veya hiç var olamamışların kitabı gölgesizler.. Belkiler ve sankilerle yoğurulmuş.
Başlarken yine Hasan Ali'nin dilinden etkilenmemek mümkün değildi, taaa ki 2. Bölüme geçip "Ooo bak işler şimdi ilginçleşiyor!" diyene kadar. Yanlış anlaşılmasın Toptaş'ın dili kitabın içinde müzik şefinin ahenkle ellerini oynatması gibi insanı büyülüyor daima. Hani bazen şaşırıp kala kalıyorum, sen bunu yazdın da hiç düşünmedin mi okuyan bu benzetmeyi, betimlemeyi nasıl canlandıracak diye. Evet, bazıları kaçıyor gözümün önünden ama bıraktığı tat etkisini hep sürdürüyor.
Ve okurken uyandıran bir diğer his de; araftaymışsınız ya da uyumakla uyanıklık arasındaki o belli belirsiz hayal meyal olsa da tüm duyguları, kokuları, tatları alabiliyor oluş durumumuz. Hatta bazı zamanlar oluyor ki kendimi tokatlasam kendime gelir miyim diyorum fakat biliyorum ki olmayacak.
Gel gelelim Gölgesizleri okuyanların asıl merak ettiği soruyaaaa "Kaar nedeeen yağar, kaaarr?"
Bu soruyu İzmir okuma grubuyla da düşünmüştük sonrasında bunu ortaya çıkaran adama sorma fırsatını buldum geçenlerde.
Fakaaaat o da bilmiyormuuuş... Soruyu sorduğumda "Yani yazar olarak bir şey diyemem de okur olarak yorumlayabilirim ancak, gerçekler geçici olarak örtülüyor mu demek istiyor yoksa bilinci sıfırlandı da dünyayı zihninde yeniden mi inşâ ediyor yani temel bilgiden bahsediyorum. Bunları okur olarak yorumlarım yazar ne düşündü bilmiyorum." cevabını vererek kafamda yeni yeni sorular meydana getirdi sevgili HAT.
Yine de bana kalırsa kendine has güzel bir cevaptı :))
Az önce kendimce, spoiler içermeyen bölüm 39'u okudum.