Daha önceden lisede okuduğum, yarım bıraktığım, ne konusunu ne de neden yarım bıraktığımı hatırlamadığım bir kitaptı Handan.
Kitap çok güzel başlıyor. Kitaptaki karakterlerin birbirlerine yazdıkları mektupları okuyorsunuz. Bu yazım tarzıyla aslında kitaptaki birçok karakterin ruh dünyasını kendi ifadeleriyle anlamaya çalışıyor, gözlemliyorsunuz. Yazım çok akıcı ve başarılı. Yine yazarların yazar olduğu kitaplardan.
İlk yarıda Handan güçlü, idealist, dönemindeki birçok kadından ayrılan bir portre olarak resmediliyor yazar tarafından. 'Evet dedim doğdu güneşim, 1900'lü yıllarda ezilip büzülmeyen, erkek karakter tarafından itilip kakılıp sonunda da ona kul köle olan bir kadın karakter yok bu kitapta bu dönem yazarları utanır mı? Hiç sanmıyorum.'
Sonra muhtemelen 7'sinde ne ise 70'inde de o olacak olan ben, lise yıllarımda kitabı neden yarıda bıraktığım gerçeğiyle yüzleştim.
Sevmiyorum, sevmeyeceğim. Kitabın sonunda bir Hacı Murat içine de bir Server koyunca yazılanların yanlış ama insani olduğu düşüncesini benimsemeyeceğim.
Ben kendimi aykırı olarak görsem de bu Türk Edebiyatı'nı okuya okuya konfirmist olduğumu düşünmeye başladım gerçekten.
Bir de yazıkmış Handan'a. Vah vah. Yazık ki ne yazık gerçekten. Sen git o kadar güçlü bir kadın karakter oluştur. Sonra onu kitaptaki en aşağılık duruma sok. O zaman şu çıkıyor ortaya, eşeğe altın semer vursan eşek yine eşektir.
O zaman yazılan onca şey çöp oluyor. Hacı Murat'ın söylediklerinin aynası olmaktan ileri gidemiyorsun. Bak yine sinirleniyorum.
Bu kitapta acıdığım tek karakter zavallı Neriman. Keşke Handan'ın kafasının içi Neriman kadar saman olsaydı da biraz onun kadar sadık olabilseydi kardeşim dediğine.
Handan kitabının aynı zamanda otobiyografik özellikler taşımasından ötürü daha da sinirleniyorum. Yani kendi eşinin 2.
Hayatın Işıkları Yanınca kitabı ablamın elinde bulunan bir kitaptı. Kitabın ilk baskısı ve 2011 yılına ait, yıllarca bakıştığımız, aman okuyayım da yıllardır kitaplıkta okumadım demem diyerek başlamıştım. Kitap daha bitmeden yazarın ilk romanı olan Kayıp Gül adlı eserini de kütüphaneme eklemiş bulunuyorum.
Kitap geçmişteki Çocuk Ömer ve gelecekteki Büyük Ömer'in arasında gidip geliyor. Normalde geçmiş ve gelecekte sürekli zaman değişimiyle yazılan anlatımlarda bu kadar kısa geçişlerde kitapa adapte olmakta zorlanırım. Ancak yazar bunu bir iki kısım haricinde çok iyi yedirerek ve bağlayarak yapmış. Kopukluk veya akışta bir bozulma hissetmedim.
Başlangıçta mistik biraz da fantastik bir kitap havasıyla başladı, ilerleyen sayfalarda aslında tasavvufi öğretilerin imgesel bir biçimde çok güzel işlenerek yeniden hayat bulduğu bir eserle karşı karşıya olduğumu anladım. Başarıyla yazılmış, duygu yoğunluğu fazla bir öze dönüş hikayesi. Herkesin ışığını bulması dileğiyle.