"Umutsuz bir aşk çökmüşse gönlüne sabahın üçünde özellikle onun orda, yerinde olmadığı kuşkusuna kapıldığında telefon etmeyi gururuna yediremiyorsan , ister istemez içe dönüp kendinle başbaşa kalırsın; o anda akrep gibi sokarsın kendini ya da hiçbir zaman postalamayacağın mektuplar yazarsın ona, ya da odanda volta atarsın ona... Bu gidişat bir süre sonra tatsızlaşır, bıktırır insanı.Acılı anılardan ortaya elle tutulur bir şeyler çıkarabilir miyim diye sorarsın kendi kendine. Ve işte bir gece saat üç sularında başıma gelen tam buydu. Birden karar vermiştim , çektiğim acıyı tuvale dökecektim..
"Bunu çok düşündüm ve insanların da gökyüzündeki yıldızlara benzediğine kanaat getirdim. Bazıları milyonlarca yıl,belli belirsiz parlar. Onlar hep orada olmasına rağmen bunu fark etmezsin bile. Tuvalde ki bir nokta kadar birleşirler. Ama diğerleri öyle bir parlar ki gökyüzünü aydınlatırlar onları fark etmeden ,hayranlık duymadan edemezsin. Bunların ömrü uzun sürmez. Enerjilerini çabuk tüketirler."