Kolları kanepeden sarkmış, bacakları uzun gelmiş kıvrılmış. En uzununu ise bir sarmal yapıp pantolonunun içine sıkıştırmış. Bir büyüme evresinin en azgın döneminde, uzadıkça uzamış. Adını ondan duymamış kimse, ağzını açarsa dili dökülür cayır cayır yanarmış. Annesi bahsederken eski kocasından, kafası neredeyse tavana çarpacakmış. Bir adım atmış Ankaradan İzmire, küçük insanlar bulut sanmış. Uzun uzun bir insan (insan mı değil mi o da anlamamış, zaten anlatan da olmamış) uzamış daaa uzamışşş. Kollarını almış, kendi bedenine sarmış. Öyle kalın kafalı, öyle saf uzun uzun bir insanmış işte. Hatta bir gün taksi çağırmış. Yetişeceği bir yerde yokmuş akabinde. Ama çağırmış işte. Heyecanlı heyecanlı nefes almış, nefes vermiş ve tekrardan almış. Nefes almakta zor işmiş doğrusu. E sonucuna gelirsek, hiç bir taksi durmamış. Uzun uzun yollarda, uzun uzun bir insan, uzadıkçaa uzamışş..
Lolitam elini ayağını nereye koyacağını bilemez, bir hayal gibi süzülürdü, ağzı hafifçe bozuk gömleğinin alt düğmeleri çözülmüş olurdu. Gene de, size bir şey söyleyeyim mi, küçük Haze'in edepsizliğiyle büyük Haze'in takındığı pozların ardında aynı tadı taşıyan, aynı şırıltılarla akıp giden bir çekingenlik damarı vardı. Büyük bir Fransız hekiminin babama dediği gibi, yakın akrabalarda en hafif karın guruldamasının "ses"i bile aynıdır.
Ah, tanımazsınız (ben de tanıyamamıştım) bu ilkeleri olan kadınları! Gündelik hayatın kurallarıyla görgü kurallarının, bayıldığı yemeklerin, kitapların, insanların sahteliğini göremeyen Charlotte, Lo'yu yakınımda tutmak üzere ağzımı açıp söyleyeceğim herhangi bir sözdeki gizli niyeti, sahte vurguyu hemen o an anlayıverirdi. Gündelik nayatında incelikten, zevkten yoksun, tiksindirici bir sıradanlık Örneği olsa da, çaldığı müzikteki falsolu notayı şeytani bir kesinlikle bulup çıkarıveren bir müzisyen gibiydi.
Geçmiş yılların fundalıklarını aralayıp camları puslu pencerelerden içerisini dikizledim durdum. Ama geceleri, soylu memeli, kunt kalçalı karım acınası arzular ve salakça bir şehvetle dolu okşayışlarıyla beni kocalık görevime çağırdığında, batak kara ormanların eğrelti otları arasında yol alırken boşuna izini sürdüğüm hep bir supericiği kokusuydu..