Birbirimizi, sonradan yetişkinlikte insanın hayatını altüst eden, yakıcılığı ile belirgin öyle mevsimsiz bir aşkla sevmiştik ki... Güçlü kuvvetli bir oğlan çocuğu olduğum için ben ölmedim, yaşamayı sürdürdüm. Ama zehir yaraya sızmıştı bir kere. Yara ömür boyu iyileşmedi..
İnsan hem bir sanatçı, hem bir deli, sonsuz hüzünlere aşina hir varlık olmalı, kasıklarında o kanı tutuşturan zehir fokurdamalı, kuyruksokumunun kıvraklığında harlı bir ateş durmadan yanmalı ki -"Tanrım nasıl da sakınmak, gizlenmek zorundadır Kişi!"
Dikenin ete girişine benzer o duygu, o alev, o sabah çiyi, o sızı beni terketmediği gibi sahil kokulu uzuvları tutkulu diliyle o küçük kız o günden beri aklımdan bir an çıkmadı - ta ki, yirmi dört yıl sonra ben onu başka bir küçük kızın bedeninde canlandırıp büyüyü bozana kadar...
Bir yıldız kümesi ta yukarıda, üzerimizde solgun bir ışıkla parlıyor, ışığı uzun, ince yaprakların gölgeleri arasından süzülüp bize ulaşıyordu. Bu titreşimlerle dolu gökyüzü, üzerine incecik elbisesinden başka hiçbir şey giymemiş sevgilim kadar çıplak görünüyordu. Onun gökyüzüyle çevrelenmiş yüzü ise gözlerimin önündeydi; garip derecede belirgin çizgileriyle bu yüzden dışarıya bir ışık vuruyordu sanki.
bu hiçbir zaman tamamlanmayan birleşmeler sağlıklı ve deneyimsiz genç bedenlerimizi öyle bir yorgunluğa sürüklerdi ki, ta dibine dalıp birbirimizi deli gibi kucakladığımız serin mavi sular bile bizi rahatlatamazdı.